Eserde, roman örgüsü içinde Günay Rodoplu ile Şafak Özden arasındaki aşk çıkmazı anlatılırken arka fonda edebiyat dünyası ve 1980’lerin SHP’sinden yola çıkıp siyasi düzen içindeki oyunları/ çıkar çatışmaları / çirkefliği iç içe geçmiş romanlar olarak okunmuş okuyor. Yani 686 sayfada sanki üç roman okudum. Onlarca kavram, yüzlerce malumat değil (!) bilgi öğrendim. Eser boyunca odağınızın açık, zihninizin aktif olması gerekiyor çünkü olaylar, olaylar, olaylar… Eğer Alev Alatlı’nın anlatı şekline ve postmodern roman tekniğine aşinaysanız bir sorun yok ! Her şey adım adım bir yapboz parçası gibi yerine oturuyor.
Günay Rodoplu aslında ülkesi için fikir sancıları çeken “aydın”. Şakak Özden önceleri halktan biri, Rodoplu için “yiğit” , bu toprakların çocuğu ama adım adım “ malı götürme” derdine düşen ve siyasi çarkın bir dişlisi olmaktan öte gidemeyen karakter. Günay onda çok şey gördü ve bekledi. Ama Şafak’tan olmadı. Öyle üzüldüm ki Rodoplu’nun Şafak’a olan aşkı yüzünden düştüğü durumlara.
Acaba Günay Rodoplu’nun Şafak Özden üzerinden yürüttüğü siyaset çalışması başarılı olsaydı bugünkü siyasi , ekonomik ve sosyal yapımız da değişir miydi?
İnsan, ahlak, sanat, siyaset, toplum konularında 80’li yılların Türkiye panaroması olan eser zoru seven okuyuculara göz kırpıyor bence.