·136 syf.··Beğendi
···Okunma: 07 Şubat 2026 13:34 Yılmaz Öztuna’nın kaleminden çıkan Sultan II. Mahmud eseri, sadece biyografi değil; bir imparatorluğun uçurumun kenarından döndürülüş hikâyesidir. Öztuna, bu eserinde Sultan Mahmud’u sadece "modernleşmenin mimarı" olarak değil, şahsi konforunu devletin bekası için feda eden trajik ve azimli bir figür olarak kabul etmiştir.
Öncelikle şunu söylemem gerekir ki; kitap, bana değişik duygular yaşatmıştır. Sultan Mahmud’un gerçekleştirdiği ıslahatların birer tercih olmayıp devletin hayatta kalma mücadelesi olduğunu her ne kadar çok önceleri idrak etmiş olsam da "nedenini ve nasılını" bu kitapla hissettim. Yunan İhtilali ile sarsılan taht, Yeniçeri Ocağı’nın kanlı tasfiyesiyle adeta bir varoluş savaşına dönüşmüş. Sultan Mahmud, Navarin’de küle dönen donanmanın acısından Kavalalı’nın ihanetine kadar her cephede inim inim inleyen koca bir imparatorluğu tek başına imar etmeye ant içmiş.
Fikri ve maddi anlamda yapayalnız olan Sultan; masada diplomasiyle, sahada isyanlarla boğuşurken kendini ne dış dünyaya ne de uğruna eridiği milletine bir türlü anlatamamış. Tam 30 yıl 11 ay 4 gün süren bu ızdırap dolu saltanatın her anı devletin bekası, milletin salahı için tüketilmiş. Nihayetinde bu devasa stres ve bitmek bilmeyen keder bünyesini eritmiş; koca sultan, devleti ayağa kaldırma sevdasının bedelini verem hastalığına yakalanıp hayatını feda ederek ödemiş.
Öztuna’nın anlatımında en etkileyici nokta, Sultan’ın devlet işlerindeki sonsuz sabrıdır. Yeniçeri Ocağı'nı kapatmak için tam 17 yıl sabırla bekleyen Sultan Mahmud, bu 17 yılda devlet erkanının zihni anlamda reformlara hazır olmasını, siyasi konjonktürün lehine dönmesini ve nüfuzunun çelikten bir yumruğa dönüşmesini ısrarla ve azimle beklemiştir. Dış baskılar, isyanlar ve iç ihanetlerle boğuşurken dahi bu hedefinden sapmamıştır. Türk devletinin bazen geç refleks göstereceğini ama mutlaka göstereceğini tüm haydutlar dünyasına deklare etmiştir.
Yılmaz Öztuna, II. Mahmud'u "Büyük" sıfatıyla anmıştır ki bana göre bu sıfat az bile kalmıştır. Onun reformcu kimliğinin arkasındaki insani fedakarlığını, sabırla yoğrulan devlet adamlığını ve vatanperverliğini takdir etmek haddime bile değil. Bu eser, bir hükümdarın adeta kendi sonunu hazırlayan bir tempoda devletini yeniden ayağa kaldırma mücadelesinin ibret dolu, hüzünlü ama bir o kadar da gururlu vesikasıdır.