·392 syf.····Okunma: 06 Şubat 2026 21:05 Başta hiç de ilgimi çeken bir kitap değildi Hayaletlerin Sıcak Elleri. Fakat bir hafta sonu yayınevinin paylaştığı bir alıntı ile ilgimi çekti, konusunu okuduğumda ve savaşla ilgili olduğunu gördüğümde de kitaba daha fazla çekildim. Pek bilinen bir kitap da değil. Geçen sene hep popüler kitaplar okuduğum için bu sene pek bilinmeyen kitaplara da şans vermek istiyordum. Sonuç olarak salı günü kitabı aldım, çarşamda günü başladım ve cuma günü bitirdim.
Kitabı yedim desem yeridir. Son gün evde oturup aralıksız üç saat hiç zorlanmadan ve dikkatim dağılmadan okuyarak bitirdim kitabı. Halbuki aslında benim inanılmaz bir odaklanma sorunum var ve uzun süredir devam eden bir reading slumptaydım.
Ya öveceğim o kadar nokta var ki nereden başlasam bilemiyorum.
İlk olarak kitabın atmosferinden başlayalım. Yazar karanlık, tarihi ve ağır atmosferi kitabın başından sonuna kadar öyle güzel veriyor ki size. Betimlemeleri, diyaloglar, karakterlerin düşünceleri... Hatta bölüm başlıkları bile. Her şeyiyle o atmosferi her sayfada dibine kadar hissettim.
Laura'nın bölümlerinde cephede görev yapan doktor ve hemşirelerin yaşadıkları ve tedavi için getirilen yaralı askerlerin durumları anlatılıyor. Bir yandan da savaşı yaşadıkları lüks şatolardan yöneten yüksek rütbeli askerlerle akşam yemekleri yedikleri sahnelerde de savaşın adaletsizliğine vurgu yapılıyor.
Freddie'nin bölümleri ise çok daha karanlık, çaresizlik ve korkuyla dolu. Dört bir yanı saran top mermilerinin seslerini duyuyor, savaşın ortasında oldukça dezavantajlı bir konumdaki iki askerin hayatta kalmaya çalışırken verdikleri mücadeleyi ve savaşın psikolojileri üzerindeki olumsuz etkisini okuyor, aslında iki farklı tarafta olmalarına rağmen içinde bulundukları durumun etkisiyle aralarında güçlü bir bağ geliştirmelerine tanık oluyorsunuz.
Aslına bakarsanız benim için Freddie'nin bölümleri her zaman Laura'nın bölümlerinden daha ilgi çekiciydi. Laura'nın bölümleri genellikle daha sakinken Freddie'nin bölümleri daha olaylıydı. Yine de ben ilk bölümler de dahil olmak üzere Laura'nın bölümlerinde bir kere bile sıkılmadım.
Laura'nın bölümlerindeki sakinliği telafi eden şeyin de karşımıza çıkan bilinmezlikler olduğunu düşünüyorum. Onun bölümlerinde savaş, KemancI ve Freddie hakkında gizemlerin içine adımlıyoruz. Sonrasında Freddie'nin bölümlerinde bu gizemlerin arka planını yavaş yavaş öğreniyoruz. Bence olayların bu şekilde ilerlemesi de ayrı bir zevk katıyordu hikayeye.
Kurgu bundan daha fazlası olabilir miydi? Kesinlikle. Ortaya çok daha heyecanlı bir kurgu çıkarabilirdi yazar ama ben bu sadeliği ve ağırlığı oldukça sevdim doğrusu, kitabın konusuna yakıştırdım. Bunun yanında kurgunun mevcut halini ele aldığımızda da oldukça iyi işlenmiş olduğunu düşünüyorum.
Gelelim karakterlere... Bu kitaba bu kadar bağlanmamın en büyük sebebi karakterlerdi kesinlikle, özellikle Freddie ve Winter. Kitap da karakter odaklıydı zaten.
Laura'nın bölümlerinde yan karakter olarak Pim, Mary, Jones ve küçük bir noktada Kemancı'yı görüyoruz. Başka karakterler de var elbette fakat çok daha arka planda oldukları için incelemeye eklemeye gerek duymuyorum.
Freddie'nin bölümlerinde ise yan karakter olarak Winter ve bir noktadan sonra büyük oranda Kemancı var.
Laura farklı bir karakterdi. Güçlü bir iradeye sahip, kararlı, işine odaklı. Ne var ki pek de sempatik ve ilgi çekici değil. Oldukça ciddi, güldüğünü pek göremezsiniz ve gerektiği kadar konuşur sadece. Başta Laura'nın bu farklı kişiliği gözüme çarpmıştı ama kısa bir süre sonra çok hoşuma gitmeye başladı.
Pim ve Jones yine sevdiğim karakterler oldu. Pim konusunda her ne kadar kimi zaman ikileme düşsem de kitabın sonunda onu sevdiğime karar verdim. Mary'i ise sevmediğimi söyleyemem ama sevdiğimi de pek söyleyemem. Biraz sinir bozucu bir karakterdi, özellikle son sahnelerinde.
Şunu da söylemem gerekir ki bu karakterlerin hiçbiri öyle çok derin karakterler değiller ama bunun olumsuz bir yan olduğunu da düşünmüyorum zira fazla derinliğe ihtiyaç duyan karakterler de değiller. Cephede görev yapan başarılı sağlık çalışanlarından bahsediyoruz sadece.
Kemancı beni delirtti ama çok da ilgi çekici bir karakterdi. Hakkında daha ayrıntılı konuşurdum ama olaylar ilerledikçe kim olduğunu yavaş yavaş çözmek kurgunun en eğlenceli yanlarından biri olduğu için sessiz kalmayı tercih ediyorum.
Freddie ve Winter ise bana kalırsa gayet iyi yazılmış karakterlerdi. Savaşın üzerindeki etkileri, aralarındaki bağın gelişimi YA ÇOK GÜZEL İŞLENMİŞTİ.
Freddie sahip olduğu her şeyle, her davranışıyla gerçekten de yirmi bir yaşında olduğunu gösteriyordu. Winter'a olan aşırı bağlılığı, kararlılığı, hassaslığı, saflığı... Resim çizmeye ve şiir yazmaya olan sevgisi (şiirleri çok güzeldi). Gayet mantıklı kararlar verebilirken basit hatalar da yapabiliyordu ve tüm bunlar onu çok gerçekçi bir karakter yapıyordu.
Winter otuz beş yaşında olmanın da getirisiyle daha aklı başındaydı, kararlıydı ama çaresizlik kimi zaman onu da yiyip bitirdi.
Bu kitaba bu kadar yüksek puan vermemin en büyük sebebi bu ikisidir. Bölümleri, sahneleri öyle güzeldi ki... ÖYLE GÜZELDİ Kİ eridim bittim. Duyguları öyle güzel anlatılmıştı ki her biri içime işledi. Kimi cümleler öyle güzel yazılmıştı ki kalbime dokundu, oraya gömmek istedim. Freddie'nin Winter'a onu kurtaracağı sözünü vermesi ve bunun için her şeyi yapması, sonrasında Winter'ın aynı sözü Freddie'ye vermesi ve onun da bunun için her şeyi yapması... ÖLÜRÜM ÖLÜRÜM.
Çocuk dediği adama aşık olunca Winter'dır yanii: ( ಠ__ಠ )┘
Goodreads'te kimi kişiler ilişkilerini pek beğenmediklerini çünkü ortak travma üzerine kurulduğunu yazmışlardı. Şöyle ki ortak travmaları kesinlikle var ama ben sadece bundan ibaret olduğunu da pek düşünmüyorum. Başta travmanın yarattığı bir bağlılık varken sonrasında yaptıkları eylemlerle birlikte romantizme kaydığını düşünüyorum.
Ve bence ilişkileri çok güzel bir şeye parmak basıyordu. Savaşları yukarıdaki insanlar çıkarır fakat uğrunda masum, halktan insanlar ölür. Askerler birbirlerinden nefret ettikleri için değil, zorunda oldukları için birbirlerini öldürürler. Kendi ülkelerini ve hayatlarını savunmaktan başka çareleri yok nasılsa. Dolayısıyla Freddie ve Winter yerin üstünde karşılaşsalardı gözlerini kırpmadan birbirlerini öldürürlerdi, evet. Fakat yerin altında, bir siper enkazındayken onlar sadece iki insan.
Ben önümüzdeki birkaç gün boyunca bu ikisini düşüneceğim glb.
Şunu da rahatlıkla söyleyebilirim ki bu kitap tamamen Freddie, Winter ve Kemancı hakkında olsaydı da çok iyi olurdu, hatta daha iyi bile olabilirdi. Ama bu haline de laf yok, çok çok beğendim.
Laura ve Jones'un ilişkisi Freddie ve Winter kadar etkileyici değildi bence ama o kadar uyumlu kişiliklere sahiplerdi ki ben kimim de onların da birlikte olmasını istemeyeceğim???
Dürüst olayım, bir yerden sonra iki çifte de "Öpüşün artık!!!" diye bağırarak okumaya devam etmiştim kitabı.
Romantik diyebileceğim bir kitap değil ama kesinlikle, bunu da ekleyeyim. Çok büyük oranda olay odaklı.
En iyi romantik kitapların romantik olmayan kitaplar olmaması gibi de bir gerçek var ama.
Çok sürükleyici olduğunu da belirterek yavaş yavaş noktalamak istiyorum bu incelemeyi. Her ne kadar sondaki minik ters köşeyi tahmin etsem de - epey ipucu verilmişti zaten - kitap benim için başından sonuna kadar oldukça sürükleyiciydi. Sonuçta tek bir ters köşeyle bitmiyor her şey. Savaş ne durumda, kim ölecek, kim yaşayacak gibi sorular yiyip bitirdi beni. Aşırı derecede içine çekildim, I. dünya savaşını anlatmasının etkisi olacak ki çok gerçekçi hissettirdi. Sanki kitap aslında bir kapı. Kapalıyken normal bir hikaye kitabından hiçbir farkı yok. Fakat kapağını açtığımda kelimeler yerine orada bir dünya parlıyor ve ben onun içine atlıyorum. Daha önce hiçbir kitap böyle hissettirmemişti bana.
Vardığı sonucu da oldukça beğendim, çok güzel ve önemli bir noktaya parmak basıyordu finalde.
Ve her ne kadar kitabın son yarısında olayların ulaşacağı sonucu görmek için yanıp tutuşmuş olsam da öyle güzel bir hikayeydi ki sonsuza kadar sürse ben yine okurdum. Şimdi de elimden hiç bırakmak istemiyorum, açıp tekrar tekrar okuyorum kimi sahneleri.
Kesinlikle daha fazla tanınmayı hak ediyor, bu kitaba bir şans verenleri daha sık görmeyi umuyorum. Olur da bir gün okursanız yazarın sondaki notunu da mutlaka okuyun.