Kendimiz olmakla büyük derdi olan kitabımız Celal ve rüyanın ortadan kaybolması ile başlıyor..Rüyayı aramasını kendi geçmişindeki güzel anılarını anımsamaktan öteye gitmediğini ama celali aramasının ise hep ona özenmesinin ve onun yerine kendini koyma merakıyla onu detaylı keşfetme arzusundan kaynaklandığını düşünüyorum..İstanbulu özellikle Nişantaşı’nda Pamuk’un yaşadığı yerleri adım adım ezberlediğimiz o sokaklarda Galip her gece Celalin hikayelerini, arkadaşlarını, düşüncelerini arıyor..Hurufilikle gerçeklik arasında kayboluyoruz..Birbirinden güzel hikayeleriyle mest oluyoruz.. boğazın suları çekildiğinde, vitrin mankeni hikayesi ve ağlayan yüz cellat hikayesi.. Derinlerdeki bizi arama yolundaki Galip Celali buldukça aradıkça daha çok o oluyor..Ve en son köşe yazılarıyla başladığı yolda röportaj verme noktasına kadar ilerletiyor..Romanın kahramanı Galip ama ben Celali de kendi ağzından dinlemeyi öğrenmeyi çok isterdim..Öldüğü yer alaaddinin dükkanının önü neden o gece ordaydı, tam da galip oraya yerleşip Celal olmuşken neden ortaya çıktı, kim tarafından öldürüldü, bu kadar o olmak isteyen, onla tanışmak konuşmak için her şeylerini verecek insanlar varken kaçmasına sebep neydi mesela..Galip ne kadar bilse de öğrenmeye çalışsa da onun yaşadıklarını yaşamadan görmeden asla Celal salik olamayacak..Herkes ne kadar başkasından esintiler alsa da kendi olmaktan çıkamaz bence..