Sabahattin Ali okumaya Kürk Mantolu Madonna ile başladığım için zihnimde bambaşka bir yazar imajı oluşmuştu. Modern sayılabilecek anlatımıyla bu kitap, kaleminin gücü hakkında epey fikir veriyor. Oysa toplumcu gerçekçi tarzda eserler veren yazar; oyun, roman ve hikâyeler de yazarak kısacık hayatına pek çok başarılı eser sığdırmış.
Şiirlerinin yer aldığı bu kitabı, yazarını bilmeden okusaydım büyük ihtimalle Sabahattin Ali’ye ait olduğunu düşünmezdim. Onu belli bir kalıba ya da tarza sığdırmak gerçekten zor. Şiirlerinin bir kısmını halk edebiyatı geleneğinde yazmış; okuyunca insan onun tam bir halk ozanı olduğunu hissediyor. Ardından divan edebiyatı tarzındaki şiirlerini görünce, o alandaki ustalığını da ortaya koyuyor. Kendisini eleştirenleri ve yetersiz bulanları da bu yolla ustaca iğneliyor.
Herkesin diline dolanan, gönlünde yer eden “Leylim Ley”, “Aldırma Gönül”, “Melankoli” gibi sevilen şarkıların sözlerinin onun şiirlerinden bestelenmiş olması da ayrı bir detay. Buna rağmen kendisi şair yönünü çok da beğenmez. Haydar Ergülen’in aktardığı şu sözü bunu gösterir:
“Bu manzumelerin kaç paralık şeyler olduğunu herkesten iyi ben bilirim.”
Kötü şiirler midir? Hayır. Ama sanırım onun aradığı şey de tam olarak bunlar değildir.
Hayatı çok seven, biraz şıp sevdi, toplumun gerçeklerine duyarlı, duygularını dorukta yaşayan ve uzun bir ömür hayalini sık sık dile getiren Sabahattin Ali’nin hazin sonu, şiirlerini okurken daha da etkilenmeme sebep oldu. Severek okudum, tavsiye ederim. Herkese iyi okumalar.