Abutalip’in tek derdi, çocuklarına (Ermek ve Daul’a) anılarını, kim olduklarını anlatmaktı. Bir babanın en doğal, en masum mirasıydı bu. Ancak sistemin 'niyet okuyucuları' bu safi gayreti bir 'ihanet sayıp sahibini ise bir 'suçluya' dönüştürdü.
Romanı okurken şunu iliklerinize kadar hissediyorsunuz: Sarı Özek’teki o 'damgalanma' ve kenara itilme hali, sadece o döneme ait bir kurgu değildir. Bugün de farklı istasyonlarda, bu hayatlar yaşanmaya devam ediyor.
Abutalip bize gösteriyor ki; düşünceyi kayda geçirmek, yani 'yazmak', dün olduğu gibi bugün de en cesur ama en 'tehlikeli' eylemlerden biri.