Uzun zamandır roman okumuyordum. Okuma isteğim biraz gevşediğinde, zihnim daha ağır metinleri değil de bir hikâyenin içine akmayı istediğinde romanlara dönerim. Zakkum ve Zeytin de böyle bir vakitte karşıma çıktı.
Bu kitap, sadece bir roman değil; acıyla yoğrulmuş bir coğrafyanın hafızası. Zakkum kadar yakıcı, zeytin kadar köklü…
Filistin’in yüzyıllık hikâyesi, satır aralarında insanın kalbine dokunan bir sızıyla anlatılıyor. Okurken bazı bölümlerde durup nefes almak istedim; çünkü anlatılanlar uzak bir tarih değil, hâlâ diri bir yara.
Yazar, slogan atmadan, bağırmadan ama sessiz bir çığlıkla anlatıyor yaşananları. Roman bitiyor ama his bıraktığı yer kapanmıyor.
Okuyup geçilen değil, okuyup taşınan bir hikâye..