Kitaba başlarken beni uyarmışlardı. Yazar kurguyu üç kısıma ayırmış ve gerçekten de ikinci kısıma geçtikten sonra: "Nerede benim sakinleştiricilerim?" moduna giriyorsunuz. Kitaptaki gerilim, daha çok yaşananlara olan sinir bozukluğu duygusundan geliyor. Tamam kötü olan kötü de etrafındaki kanmaya dünden hazır olanlara ne demeli. Aptallık da başka bir kötülük biçimi diye düşündüm okurken.
Mackenzie'ye annesinin cenaze töreninin olduğu gün bir mektup geliyor. Annesinin el yazısı ile yazılmış; Sevgiler, Annen şeklinde imzalanmış bir mektup. Annesi çok ünlü bir yazar ve mektupta yazanlar çok sarsıcı. Ayrıca annesi ile hiçbir zaman sağlıklı bir iletişimi olmamış. O yüzden büyük bir yas içerisinde olduğunu da söyleyemeyiz. Her şey kafa karıştırıcı bir mektupla bitmiyor. Devamı geliyor ve geçmişten gelen her bilgi yeni sorular doğuruyor. Sadece okudukları değil, mektupları kimin gönderdiği de büyük bir soru işareti.
Kitabın en başlarında temeldeki sırrı anladım. Yazarın bunu tam anlamıyla saklamak niyetinde olduğunu da düşünmüyorum. Aksine o sırrın etrafında dolaşmanızı istiyor zaten. Fakat onu çözseniz bile kitabın akıcılığı hiç azalmıyor. Siz yine ne oldu, ne olacak merakıyla çeviriyorsunuz sayfaları. Bence yazarın en büyük başarısı aklınıza takılan detaylar için de cevaplar verebilmesi. Hiçbir boşluk bırakmadan, bol entrikalı, heyecanlı bir kurgu oluşturmuş. Türü sevenler için kesinlikle tavsiyedir.