Bazı kitaplar bir aşkı anlatır.
Bazıları ise bir kadının içinden geçen savaşı.@ezaylinn kalemiyle tanışma kitabım #berfin tam olarak ikincisi.
İstanbul’da büyümüş, kökleri doğuya uzanan bir genç kadın. Üniversitede Miran’la tanışıyor. Ortak hayaller,aynı kültür, güçlü bir bağ.
Ama iş aile ve aşiret gerçeklerine geldiğinde Miran sevgisinin arkasında duramıyor. Berfin’in ilk kırılışı burada başlıyor.
Bir erkek vazgeçtiğinde bir kadın ne yapar?
Berfin yıkılıyor ama dağılmıyor.Van’a öğretmen olarak atanıyor ama bu onun kaçışı değil, küllerinden doğuşu. Sadece öğrencilerine değil, kendine de tutunmaya çalışıyor. Üstelik akademik olarak doğudaki çocuk intiharları üzerine Tez çalışması, kitabı klasik bir aşk hikâyesinden çıkarıp toplumsal bir zemine taşıyor. “Gerçekten intihar mı, yoksa görünmeyen baskıların sonucu mu?” sorusu roman boyunca arka planda nabız gibi atıyor.
Miran
Seviyor ama bedel ödemeye cesareti yok. Aşk ile aile arasında kalıp “güvenli olanı” seçen erkek profili. Romanın hayal kırıklığı ama aynı zamanda gerçeği.
Behram
Sessiz, vakur, sabırlı. Berfin’in yarasını kapatmaya çalışmıyor; yanında duruyor. En sevdiğim tarafı bu. Üstelik evlilik sonrası çocuk baskısında eşinin arkasında durması, onu romantik bir figürden çıkarıp güçlü bir karaktere dönüştürüyor.
Ve kitap burada da bitmiyor.
Aşiret yapısı, erken yaşta evlilikler, çocuk baskısı, “soy devamı” dayatması, çocuğu olmayan kadına yüklenen anlamlar…
Hepsi romantik bir hikâyenin içine yedirilmiş.
Benim için en çarpıcı kısım ise “aile” kavramının yeniden tanımlanmasıydı. Kan bağı mı önemli, yoksa kalpten kurulan bağ mı? Berfin ve Behram’ın evlat edinme süreci bu soruya net bir cevap veriyor.
Berfin
Bir kadının, törelere, aile baskısına ve “yarım kadın” etiketine rağmen tam kalan, edilgen değil, dönüşen bir kadını okudum.