Gönderi

9/10
·306 syf.··
2026 14. kitabı
CİHANGİR ISIK-KIRMIZI RİTÜEL Kırmızı Ritüel, klasik "kim yaptı?" polisiyesinden ziyade "neden böyle yaptı, bu işin kökü nereye dayanıyor?" sorusunu büyütmeye çalışan bir roman gibi duruyor. Ormanda bulunan bir kadın cesediyle (arkeolog Elif başlayan olay, ceset üzerindeki kadim semboller, olay yerindeki not, otopside fark edilen alışılmadık bulgular ve peș peșe gelen yeni kayıplarla "tekil bir cinayet" olmaktan çıkıp ritüel gibi işleyen zincir hissine dönüşüyor. Tam da burada kitap, okuru yalnızca ipuçlarıyla değil, atmosferle yakalıyor. tempo çoğu yerde düşmeden ilerliyor ve her yeni bilgi "tam çözdüm" dedirtirken bir șey daha ekleyip hikâyeyi daha karanlık ve daha geniş bir çerçeveve taşıyor Bence romanın en güçlü yanı, ana karakterin mesleği üzerinden gerilimi kurması: Adli Tip Uzmanı Soner sadece "delil okuyan" biri değil; aynı zamanda okurun korkusunu da taşıyan bir anten gibi. Otopside gördükleriyle, olayın psikolojik yükü ve rüyalarına sızan kabusların iç içe geçmesi, hikâyeyi "dışarıdaki katil" kadar "içeride büyüyen tedirginlik" üzerinden de yürütüyor. Bu tarz, özelikle tip kökenli yazarların (ya da tıbbi ayrıntıyı gerçekçi yazmayı seven thriller yazarlarının) diline yakın: teknik terimleri dozunda kullanıp sahneyi "soğuk ve steril" bir gerçeklikle kurarken, okurun midesine oturan huzursuzluğu da diri tutuyor. Yani kitap, rahatsız edici merak üretiyor. Olay örgüsünde en sevdiğim şey şu su: Elif'in arkeolog olması, ritüel sembollerinin "süs" değil "anahtar" olması ve Prof. Kaya gibi bir figürle (diller/semboller bilgisi anlatının ikinci katmanının açılması... Bu sayede roman, polisiyeyi tek koridorda koşturmuyor; bilim-inanç, geçmiş-bugün, akıl-takıntı arasında gidip gelen bir labirent kuruyor. Ritüelin arkeologla bağlantısı ne?" sorusunu diri tutması da bu yüzden işe yarıyor: Çünkü okur, çözümün yalnızca polis sorgusunda değil, tarihte ve insan zihninde bir yerde saklı olabileceğini hissediyor. "Kitap ne anlatmak istiyor?" kısmında ise ben şunu görüyorum:İnsan, anlam veremediği şey karşısında va bilime sarılır ya inanca ya da takıntıya... Roman, bu üç yolun da karanlığa çıkabildiğini fısıldıyor. "Bilim için yapılan ritüeller"gibi cümleler hikâyenin alt metnini güçlendiriyor: Amaç kutsal görünse bile yöntem çürürse insan neye dönüşür? Bu da kitabı sadece "katil kim?" değil, insanın sınırı neresi? sorusuna yaklaştırıyor. Son olarak, bu kitap muhtemelen en cok şu okurlara gider: polisiye + psikoloiik gerilim sevenler, ritüel/mitoloji dokusunu sevenler, "adli tip ayrıntısı" olan hikâyelerde daha çok içine girenler. (Bir de küçük uyarı: bazı sahneler rahatsız edici bir hava taşıyabilir; hassassanız aralarda mola vererek okumak iyi gelir.) Kitap daha da iyi olabilirdi dediğim yerler şunlar: Karakter derinliği: Soner-Volkan-Aykut üçlüsü işlevsel ama bazı anlarda "görev tanımı" gibi kalma riski var. Küçük ama keskin geçmis parçaları (özellikle Volkan ve Aykut'un seçimlerini etkileyen şeyler) gerilimi büyütürdü. Bence biraz Aykut ve volkanı ben tanımak isterdim sonerde az da olsa tanıdığımız gibi bazen olayı Savcı Volkanın gözünden ya da Aykut gözünde okumak isterdim. Ve tıbbi terimleri bazı yerlerde açıklamasını olmasını isterdim va kitabın sonunda kaynakça olabilirdi ya da terimlerin geçtiği sayflarda ufak açıklama olsun isterdim.
Kırmızı RitüelCihangir Işık · Theseus Yayınları · 202525 okunma
·
122 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.