10/10
·400 syf.··
2026 29. kitabı
Selam canlarım ️ Ben geldim ve bu defa o kadar güzel, o kadar mükemmel bir kitapla geldim ki Baştan söylüyorum okumayan gerçekten çok şey kaybeder Maureen Johnson’ın kaleminden, Şeytanın Ta Kendisi serisinin 5. kitabı Dokuz Yalancı ile geldim Hemen kısaca konusundan bahsedeyim Ellingham Akademisi’nin son sınıf öğrencisi olan Stevie Bell, son sınıfın getirdiği stresle boğuşmaktadır. Arkadaş çevresi derslere gömülmüş, herkes kendi gelecek planlarının peşine düşmüşken erkek arkadaşı David’in de Londra’da olması Stevie’yi iyice yalnız ve dengesiz bir ruh hâline sürükler. Hayat sanki rayından çıkmış gibidir. Ancak her şey David’in öğrenci değişim programıyla Stevie ve arkadaşlarını Londra’ya davet etmesiyle değişir Londra’ya giden Stevie, David’in yeni arkadaşı Izzy ile tanışır. Ve işte tam burada olaylar başlar Izzy, teyzesinin de içinde bulunduğu dokuz kişilik bir arkadaş grubuna ait, yıllar önce kapanmış bir dosyayı Stevie’ye anlatır. 1995 yılında Cambridge Üniversitesi’nden mezun olan bu dokuz arkadaş, mezuniyetlerini kutlamak için içlerinden birinin malikanesinde toplanırlar ve o gece bir saklambaç oyunu oynanır Ama sabah olduğunda her şey değişmiştir Dokuz arkadaştan ikisi vahşice öldürülmüş şekilde odunlukta bulunur ve dosya bir hırsızlık vakası olarak kapatılır. Fakat her şey göründüğü kadar basit değildir. O gece hakkında birileri yalan söylemiştir. Odunluk hakkında söylenmeyen şeyler vardır. Ve Stevie, gerçeğin peşine düşerken onu bekleyen sırların ne kadar karanlık olduğundan habersizdir Ben nasıl bir kalem okudum böyle Gerçekten o kadar güzel, o kadar etkileyici bir anlatımı var ki her sayfada iliklerime kadar o muhteşemliği hissettim diyebilirim. Anlatımı öyle güçlü ki kitabı okumuyorsunuz, resmen yaşıyorsunuz. Ben kendimi o arkadaş grubunun onuncu üyesi gibi hissettim. Olayları dışarıdan izleyen biri değil, doğrudan içinde yaşayan biriydim. Her sahne gözümün önünde canlandı. Betimlemeleri, diyalogları, olay akışını kurgulayışı hepsi o kadar yerli yerinde ve o kadar etkileyiciydi ki hayran kalmamak elde değil. Gerilimi dozunda verişi, detayları ince ince işleyişi ve hiçbir noktayı havada bırakmaması gerçekten ustalık işi. Bu kalemi öve öve bitiremem. Gerçekten yazarın kalemine aşık oldum diyebilirim Şimdi karakterlere gelecek olursam Öncelikle bu 9 kişilik arkadaş grubunu sizlere aktarayım Sooz, Yash, Sebastian, Rosie, Noel, Angela, Thedora, Peter ve Julian’dan oluşuyorlar. Sebastian ile başlayayım Sebastian gizemini koruyan bir karakter. Kitabın başından itibaren onun hakkında şüphelendiğim anlar da oldu, akladığım anlar da ama her seferinde kafamda yine soru işaretleri bırakmayı başardı. Her şey onun sahip olduğu Merryweather Malikanesi’nde geçiyor ve bu bile başlı başına onu hikâyenin merkezine yerleştiriyor. İlk sayfalardan itibaren eğlenceli, deli dolu bir karakter olarak tanıyoruz onu. Zaten bu arkadaş grubunun hepsi ayrı ayrı deli dolu Aralarındaki diyaloglar gerçekten çok keyifli, enerjileri çok yüksek. Ama Sebastian bir tık daha farklı çünkü evin sahibi olarak bazı kuralları var. Özellikle bazı yerlere girilmesini yasaklaması, ev içinde koyduğu sınırlar ister istemez dikkat çekiyor. Kitap ilerledikçe malikanenin gizemi aralanmaya başladığında, o kilitli kapıların sebebini ve Sebastian’ın neden bu kadar temkinli davrandığını da öğreniyoruz. İşte o noktada karakter daha da derinleşiyor. Baştaki şüphelerimle sonradan öğrendiklerim arasında gidip geldim diyebilirim. Rosie’ye gelecek olursak Gerçekten o kadar zeki bir karakter ki Zekâsı bir noktada başına gelenlerin sebebi oluyor diyebilirim. Yaşanan bazı şeyleri çözmeye başlamasıyla birlikte o gece cinayete kurban giden ilk karakterimiz Rosie oluyor. Rosie’nin ölümüne gerçekten çok üzüldüm. Çok zeki bir karakterdi. Acaba ilerleyen sahnelerde hayatta olsaydı neler olurdu? Bu cinayette o ölmeseydi de başka biri ölseydi olaylar nasıl gelişirdi? Cinayeti çözme süreci nasıl ilerlerdi? Bunları gerçekten çok merak ettim. Rosie’ye o gece ilk veda edişimiz içimi burktu Noel’e gelecek olursak Noel, Rosie’yi seven, onun erkek arkadaşı olan karakter. O da aslında merakı ve şüpheciliği yüzünden ikinci kurban oluyor. Rosie’den sonra o da cinayete kurban gidiyor. Kendisine söylenenleri sorgulaması, şüpheyle yaklaşması ve Rosie’nin fark ettiği bazı şeyleri bilmesi onu hedef haline getiriyor. Noel’in ölümüne de çok üzüldüm. Tıpkı Rosie’de olduğu gibi, o yaşasaydı olaylar nasıl ilerlerdi diye düşünmeden edemedim. İkisini de çok sevdim ve kayıpları gerçekten sertti. Angela Bence kitaptaki en önemli karakterlerden biri. Angela o gece yaşanan bazı şeylerin farkında. Bu farkındalığı onu zincirin üçüncü halkası yapıyor diyebilirim. Angela’nın ölümüne de çok üzüldüm çünkü kendisi bir tarih araştırmacısı. Tarihe önem veriyor ve yaptığı araştırmalar cinayetin çözümüne kadar uzanıyor. Yıllarca susuyor ama Stevie Bell’in gelişiyle ve kullandığı ağrı kesicilerin etkisiyle yeğeni Izzy’ye söyledikleri sayesinde bazı gerçekler gün yüzüne çıkmaya başlıyor. Angela bazı adımlar atıyor ama o adımlar maalesef onu da kaybetmemize sebep oluyor. Gerçekten çok zeki bir karakterdi ve cinayetin çözüm sürecinde aktif olarak yer almasını isterdim. Ama geride bıraktığı izler İşte orası çok kritik. Daha fazla spoiler vermiyorum Julian’a gelecek olursak ️ Ben en baştan itibaren Julian’ın öleceğini düşündüm. Çünkü ilk diyaloglarda çapkınlığı üzerinden yapılan şakalar ve ölüm göndermeleri beni buna hazırlamıştı. Ama hayatta kalması beni gerçekten şaşırttı. Thedora ️ Tıp öğrencisi ve yine çok zeki karakterlerden biri. O da o gece bir şeylerin yolunda gitmediğinin farkında. O geceden sonra hayatı değişiyor, rutini bozuluyor. Yaşadığı psikolojik kırılmayı hissetmek mümkündü. Peter ️ Gizemini koruyan, ne yaptığı çok belli olmayan, merak uyandıran bir karakter. Kitabın ilerleyişinde onun da bazı sırlarını öğreniyoruz. Açıkçası beni şaşırtan gerçeklere sahipti. Sooz ️ Eğlenceli, deli dolu bir karakter. Julian’dan sonra ekipteki bir diğer çapkın diyebilirim Ama enerjisi yüksek, grubun dinamiğini canlı tutan bir karakterdi. Yash ️ O da grubun diğer üyeleri gibi zeki, eğlenceli ve kendi halinde biri. Hepsinin arasında çok güzel bir uyum vardı ve bu dokuzlu gerçekten karakter olarak çok iyi yazılmıştı. Bu karakterlerden sonra dedektifimiz Stevie’ye gelecek olursam Gerçekten inanılmaz zeki bir karakter. Gittiği her yerde bir şeyleri çözmeye odaklanan, olayları parça parça birleştiren biri. Cinayeti öğrendiği andan itibaren attığı her adımda zihninin sürekli o olayda olduğunu hissediyorsunuz. Angela’nın geride bıraktığı izleri takip etmesi ve o küçük detaylardan koca bir tablo çıkarması İşte orada zekâsına gerçekten hayran kaldım. O kadar dikkatli, o kadar analitik ki. Korkusuzca malikaneye gitmesi, o gece neler olduğunu öğrenmek için risk alması, arkadaş grubundaki herkesle tek tek yüzleşmesi özellikle Angela’nın kaybolması, Rosie ve Noel’in ölümü, ardından cinayetlerden önce Kanadalı kız Samantha’nın cesedinin bulunduğu haberini görmesi ve tüm bu cinayetlerin birbiriyle bağlantılı olduğunun ortaya çıkması O karmaşanın içinde bile mantığını kaybetmemesi gerçekten etkileyiciydi. Ve tüm o düğümü çözüşü gerçekten aşırı iyiydi. Bunların dışında diğer yan karakterler de kitabın akışında gerçekten çok iyi işlenmişti, onlara da ayrı ayrı bayıldım Hiçbiri arka planda kalmamış, hepsi hikâyenin olay örgüsünü güçlendiren karakterlerdi. Kitabın genel akışına gelecek olursam Gerçekten o kadar hareketli, o kadar gizemli ve o kadar akıcı bir kitap ki... kitaba başladığım anda resmen içine çekildim. Hatta yanımda boş bir sayfa bile hazırladım Çünkü karakter sayısı fazla ve yaşanan olaylar o kadar bağlantılı ki bir detayı kaçırırsanız zincir kopuyor. Her şey birbiriyle bağlantılı. En küçük ayrıntı bile ileride kocaman bir kapıyı açabiliyor. O yüzden dikkatli okumanız gereken bir kurguya sahip. Ben bu yönünü aşırı sevdim. Okuyucuyu pasif bırakmıyor sizi de işin içine dahil ediyor. Ve gelelim sonuna Gerçekten katil öyle biri çıkıyor ki asla beklemezdim Şok üstüne şok yaşadım. Yok artık dediğim anlar oldu. Özellikle Rosie ve Noel’in baltayla öldürülmesi, öncesinde ve sonrasında işlenen cinayetler Hepsinin birbiriyle bağlantılı oluşu ve öldürülme sebeplerinin aslında o kadar küçük, o kadar basit bir şeye dayanması beni inanılmaz şaşırttı. Kitapta da geçtiği gibi resmen “Sinek Yutmuş Yaşlı Kadın” şarkısı gibi küçücük bir şeyin dallanıp budaklanıp dört insanın ölümüne kadar uzanması daha da fazla bir şey söylemiyorum... Ben kitabın akışını, hikâyesini, kurgusunu, karakterlerini gerçekten çok beğendim. Kısacası canlarım eğer siz de polisiye, gerilim, cinayetler, sırlar, dedektifler, arkadaş grupları ve yıllar sonra çözülen dosyaları seviyorsanız bu seriye kesinlikle şans verin. Ben serinin 5. kitabıyla tanıştım ve kitaplar birbirinden bağımsız olduğu için hiçbir sorun yaşamadım. Ama eminim ki ilk dört kitabı da en kısa zamanda alıp okuyacağım. Yazarın kalemi, detayları işleyişi, olay örgüsünün sağlamlığı her şeyiyle çok güçlü bir kitaptı. Ben bayıldım ve şiddetle, şiddetle tavsiye ediyorum Şimdiden okuyacak olan herkese keyifli okumalar diliyorum
1000Kitap
Şeytanın Ta Kendisi 5Maureen Johnson · Ephesus Yayınları · 202628 okunma
·
91 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.