“Büyük Panda ve Küçük Ejderha”, ilk bakışta bir çocuk kitabı gibi görünebilir. Çizimleri sade, cümleleri kısa, dili yalın… Ama bu sadeliğin altında yetişkin ruhuna dokunan derin bir bilgelik saklı. Benim için en sevdiğim ilk üç kitap arasında olması da tam olarak bundan.
Kitap, yolculuk eden iki dostun – sakin ve kabullenen Büyük Panda ile daha kaygılı, sorgulayan Küçük Ejderha’nın – sohbetleri üzerinden ilerliyor. Ancak bu yolculuk aslında içsel bir yolculuk. Kaygı, umut, korku, sabır, kabulleniş gibi insanın hayat boyu yüzleştiği duygular; yorucu olmadan, didaktikleşmeden, tek bir cümleyle anlatılıyor.
En etkileyici tarafı şu: Hakkında sayfalarca yazılabilecek konuları bir cümlede özütleyebiliyor. Ve bunu yaparken insanı yormuyor. Aksine, sakinleştiriyor. Sanki biri omzuna hafifçe dokunup “geçecek” diyor gibi.
Bu kitapla sevdiğim bir öğretmenim sayesinde tanışmış olmam da onu benim için daha özel kılıyor. Çünkü bazı kitaplar sadece okunmaz; bir anıya, bir insana, bir döneme bağlanır. “Büyük Panda ve Küçük Ejderha” benim için tam olarak böyle bir kitap. Hem bir dostluk hikâyesi hem de hayatın karmaşası içinde nefes alma alanı.
Sonuç olarak bu eser, görünüşte basit ama anlam olarak derin bir metin. Çocuk kitabı gibi durup yetişkin kalbine hitap eden, sessiz ama güçlü bir eser. Ve bazen insanın en çok ihtiyacı olan şey de tam olarak bu: Gürültüsüz bir bilgelik.