Bu kitabı okurken kendimi bir roman okuyormuş gibi hissetmedim. Daha çok birilerinin gerçek hayatına yanlışlıkla tanık olmuşum gibi geldi. Çünkü bunlar kurmaca değil; gerçek mektuplar, gerçek anlar.
İkinci Dünya Savaşı sonrası Londra’dan başlayan bir mektuplaşma ve tam otuz yıl sürüyor. Kitapların değerini bilen, istediği baskılara ulaşmak için sabırsızlanan bir kadının (Helene Hanff) Londra’daki bir kitapçıya mektup yazmasıyla başlıyor her şey. Sonra bu basit sipariş yazışmaları, yıllarca süren bir mektup arkadaşlığına dönüşüyor.
Beni en çok etkileyen şey ise Helena’nın Londra’ya gitme hayalini sürekli ertelemesi oldu. “Bir gün gideceğim” demesi ama o günün hiç gelmemesi… Hayatta bazı şeyleri hep sonraya bırakıyoruz. Ve bazen işler bizim planladığımız gibi gitmiyor…
Bu kitap içimde bir şeyleri ateşledi. Bir gün o sokağa gitme isteğini.
Kitabı bitirince o adresi arattım: 84, Charing Cross Road. Artık o kitapçı yokmuş. Buna biraz üzüldüm. Ama garip bir şekilde ruhu hâlâ oradaymış gibi hissettim. Sanki o bir gün o sokaktan geçsem içeride eski kitap kokusu duruyor olacak. Frank belki yok ama düzenlediği rafların zemindeki izi duruyor olacak.
Kitap kısa. Abartılı dramatik anlar yok. Ama okuyunca anlayacağınız sıcak, samimi, içten bir şey var.
Not: kitabın, başrollerinde Anne Bancroft ile Anthony Hopkins’in oynadığı 1987 yapımı 84 Charing Cross Road adlı bir film uyarlaması da var.