Mefhum, bir şeyi bilmek, mantığını, (logos) bilmek, hakikati kavramak, kavram yaratmak filozofların işidir. Verilerden bilgi yaratır, verileri birbirine bağlar. Filozof kavram yaratır. Kavramları alışılmış düşünce akışından çeker, yeniden üretir. Her filozofun imzasını taşıyan kavramlar vardır. Kavramlar yaşam tarzıdır. Filozoflar kavram yaratma ihtiyacındadır. Her kavram bir çığlıktır, der Deleuze. Leibniz rasyonalisttir. Düzen, kent, devlet kurallarından yanadır. Bir özneye ait olan şey, öznenin mefhumunda önceden vardır. Özneye ait olduğu doğru söylenen şeyler analitiktir. Özne mefhumu, mefhumu, öznenin başına gelmiş ve gelecek her şeyi içerir. Leibniz, özneye tüm dünyayı sığdırır. Zorunlu ve yeter neden farkları kavramlarını yaratarak açıklar. Yeter neden, şeyin mefhumu, yani geçmişi, geleceği. Özne mefhumu, dünyanın bütününü ifade eder. Her birimiz evrensel öznenin görüşlerinden biriyiz. Dünyayı ifade eden tek bir özne var. Töz ile özne aynı bireydir. Her birey dünyayı yansıtır. Ezeli ve ebedidir. Burayı da perspektif kavramını yaratarak anlatır. (Ulus Baker seminerlerinde çok iyi açıklar bakış açısını.)Bireysel mefhumlar bütün dünyayı yansıtır ama belli bir bakış açısında. Beni ben yapan şey dünyaya bakışımdır. Leibniz'e göre her birey Tanrı'nın aynasıdır. Ne kadar töz varsa kainat o kadar çoğalır. Tanrı'nın yüceliği o kadar artar. Özü, bireyi tanımlayacak olan şeyse bakış açısıdır. Bakış açısı bireyin doğumu ile ölümü arasında sınırlıdır. Her ne kadar önemsiz insan desek de bütün dünyanın bir parçasıdır. Bakış açısı nedir? Dünyanın birey tarafından ne kadarının algılandığıdır. Yani bütün dünyanın parçasıyım, algılayabildiğim kadarıyla bakış açısı geniştir. Bütün dünya tüm öznelerin içindedir. Dışında var olamaz. Burada iç dünyadan bahsediyor. Var oluşların çelişkileri mümkündür ama o zaman şimdiki değil başka bir dünya olurdu. Var oluşların çelişkileri, zıtlıkları mümkün ama var değiller. Bir şeyin mümkün olması var olması için yetmez. Leibniz matematiği kullanarak iç dünyayı Tanrı'yı kanıtlamaya çalışıyor benim anladığım. Bunu anlatmak için ilkeler yaratmıştır. Analitik, özdeşlik, yeter neden, bakış açısı, mümkün olmak, bir arada mümkün olma veya olmama, diferansiyel hesap, iç içe küçük sonsuzluk hesapları... Bu hesaplarla ezeli ve ebedi, sonsuzluk, bilinç dışını anlatmaya çalışmıştır. Öz hakikat, varoluş hakikati diye fark oluşturmuştur. Öz hakikat, bireyin kendisidir, analiz sonludur. Varoluş hakikati, bireylerin seçimlerinin diğerlerini etkilemesi, nedensellik, sonsuzluktur. Günah işlemiş Adem, öz hakikat, biz de onun soyundan geldik, o dünyanın devamıyız, bu da varoluş hakikatimizdir. Günah işlememiş Adem olsaydı, farklı bir dünya olacaktı. Tanrı bu dünyayı neden seçti?
Çünkü mümkün dünyaların en iyisidir. Tanrı dünyayı çeşitlilik katmak istemiştir. Biz dünyada sıçramalar olduğu izlenimine kapılırız. Hakikat böyle değildir. Biz böyle algılarız. Bunu Tanrı bilinçli yapmıştır. Doğaya hakim olduğumuzu, diğer canlılardan farklı olduğumuzu sanarız. Sona geldiğimizi düşünürüz. Aslında dönüşürüz. Sonsuz küçük algılar hesabıyla anlatmıştır. Sonsuz olan ilişkilerdir. Matematikteki formülleri sağlam temellere dayandırmış, uydurmacalar olduğunu, hesaplar olduğunu kabul eder Leibniz. Tanrı dünyayı satranç gibi hesaplayarak yaratmıştır. Algılarımız bilinçlidir. Bilinç dışımız ise farkında olmadan algıladıklarımızdır. Bilinçli algıladıklarımız görelidir. Bilincimiz dağıldığında bilinçdışımız (buna küçük algılar diyor) bizi işgal eder. Bilinçdışı yaşanmışlık var ama farkında değiliz. Bu da bizde istek ve arzu olarak ortaya çıkar. Bilinçdışı bilincin diferansiyellerinin toplamıdır. Freud ile farkı; Freud bilinçle bilinç dışını çatıştırır. Leibniz birleştirir. Neden bu araştırmaya yöneliyor? Çünkü burada Tanrı'yı buluyor. Çünkü evren düzenlidir, hiçbir şey rastlantısal değil, Tanrı'nın planıdır Leibniz'e göre.