Hayat, geçilen köprülerin ve beklenen durakların toplamıdır.
Göçün acısını, kimliğin sancısını, sevginin sıcaklığını taşıyan bir yolculuğa çıkalım mı?
Avustralya’nın uzak kıyılarında, farklı kültürlerden gelen iki insanın yolları bir yangının küllerinde kesişiyor.
George, Kıbrıs’ın göçmen ruhunu taşıyan bir Rum; Debra ise Çin baskısından kaçan bir Uygur Türkü.
Eyre Yarımadası’ndaki facianın ardından gönüllülerin arasında birbirlerini buluyorlar.
Bu karşılaşma, kısa sürede bir aşka ve Sophia’nın doğumuyla yeni bir hayata dönüşüyor.
Romanın kalbi, Drosopulos ailesinin sıradan görünen ama aslında olağanüstü bir mücadeleye dönüşen yaşamında atıyor.
Sophia, bu göçmen hikâyesinin en taze meyvesi. Çocuk yaşta bilgisayarların dünyasına dalan, etik hacker olma hayaliyle büyüyen bir genç. Onun parmaklarının ucunda yalnızca kodlar değil, geçmişin sırları ve geleceğin ihtimalleri de açığa çıkıyor. Öğretmeni Jenny, bu yolculukta ona ışık tutan en önemli figürlerden biri.
George’un kedi oteli işletme çabası, Debra’nın memuriyetin yanında girişimci ruhuyla ayakta kalma isteği, Sophia’nın dijital dünyada kendine yol açma arzusu…
Hepsi bir araya geldiğinde, sıradan görünen bir aile yaşamı aslında büyük bir varoluş mücadelesine dönüşüyor.
Peter’ın gelişiyle başlayan karanlık, dedektif Andy’nin müdahalesiyle başka bir yöne evriliyor.
Ve biz okurken, bu ailenin köprülerden geçerken hangi duraklarda beklediğine tanıklık ediyoruz.
Kitap, büyük kahramanlık hikâyeleri anlatmıyor. Tam tersine, sıradan insanların yanlış köprülerden geçip doğru duraklarda beklemeye çalışırken verdikleri insani sınavları gösteriyor.
Pandemi, orman yangınları, ekonomik sıkıntılar ve ırkçılık gibi güncel meseleler, aile sıcaklığının yanında romanın fonunu oluşturuyor.
Köprüler ve Duraklar, bana şunu düşündürdü.
Hayat, gerçekten de geçilen köprüler ve beklenen durakların toplamı. Ve biz, hangi köprülerden geçip hangi duraklarda bekleyeceğimizi seçerken aslında kim olduğumuzu belirliyoruz.
Mert Taylan
@octopusyayinevii
Octopus Book CafeÖzlem
#köprülerveduraklar