·704 syf.····Okunma: 14 Şubat 2026 12:01 Kimi zaman felsefi ve derin edebi yükle donanmış eserleri okumaya ara verip fantastik dünyaya adım atmalı ve zihni daha ütopik/distopik bir boyutta genişletmek gerekiyor. Stephen King’in Peri Masalı (Fairy Tale) eseri de tam olarak bunu sağlıyor. Hikâyemiz Charlie adında 17 yaşında bir çocuğun; genelde insan içine karışmayan, aksi ve yalnız olarak tanımlanan ihtiyar Bay Bowditch’in yaşadığı bir talihsizlik sonucu onunla tanışmasıyla başlıyor diyebiliriz. Kitap, ilk birkaç yüz sayfada isminden vadettiği Peri Masalı dünyasına adım atmıyor ancak bunun altyapısını ve dolayısıyla karakterlerin iç dünyasını verimli bir şekilde aktarabilmesiyle insanı kesinlikle kitaba bağladığını söyleyebilirim. Bu süreçte Bowditch’in köpeği Radar ile Charlie’nin kurduğu derinlemesine bağı gözlemleme şansını elde ediyoruz.
Hikâyenin ilerleyen kısımlarında Bay Bowditch’in evinin altında bir başka dünyaya açılan bir geçit olduğunu öğreniyoruz. Bu dünyada yaşlanmayı tersine çevirebilen bir güneş saatinin bulunduğu, hazine bakımından da zengin bir yer olduğunu öğreniyoruz. Aynı zamanda bunlarla birlikte tehlikelerle dolu bir diyar olduğunu da öğreniyoruz. Charlie, oldukça yaşlanmış köpeği Radar’ı gençleştirmek için bu tehlikeleri göze alıp diyara yolculuk ettiğine şahit oluyoruz.
Buraya kadar hikâye, olay örgüsü itibariyle bir masal olduğunu bizlere iyice gösteriyor. Elimizde bir kahraman ve kahraman görevi var. Mitolojik hikâyelerin de temelini oluşturan en temel masal anlatış tarzlarından birisi var elimizde.
Charlie bu yeni dünyaya indiğinde dünyanın bir lanet etkisi altında olduğunu görüyoruz. İnsanlar ‘gri’ denen veba benzeri yayılım gösteren bir lanet ile boğuşuyorlar. Bedenleri tamamen deforme olmuş veya olmakta olan, konuşma yetilerini git gide kaybeden insanlarla karşılaşıyoruz. Tabii her masalın olmazsa olması kraliyet ailesi de var ancak bu aile yönetimi lanetli kötü güçlere kaptırmış ve kendileri de lanetlenmiş.
Buradan itibaren Charlie’nin Radar’ı gençleştirmek için çıktığı tehlikeli yolculukta Bowditch’in dostlarıyla karşılaşmasına ve yoluna devam etmesine şahit oluyoruz. Görevinde başarılı oluyor ve Radar’ı gençleştiriyor ancak dönüşte yakalanıyor ve esir ediliyor.
İtiraf etmek gerekiyor ki kitabın bu bölümleri akıcılıktan uzak ve yavan geldi ancak bütüne baktığımızda güzel bir hikayeydi. Hikâyenin devamında Charlie’nin her ne kadar kendisi istemese de vaadedilmiş Prens olduğunu öğreniyoruz. Bu andan itibaren hikâye seyir değiştiriyor. Charlie ve Prenses Leah’ın yeraltı dünyasını kurtarış hikâyesine şahit oluyoruz. Charlie ve Prenses Leah arasında gelişen duygusal bağ hikâyeyi kesinlikle çok güçlü hâle getirdi kanımca. Kitabın çeşitli peri masallarından beslenerek ve bunu yaparken King’in atmosferini yakalayarak ilerlemesi çok tatmin ediciydi. Kitabın önemli kısmında kozmik korku unsurlarına, Cthulhu ve Gogmagog gibi isimlere de göz kırpması oldukça tatmin edici bir okuma sağladı.
Zaman zaman böyle kitapları kesinlikle okumalıyız. Kendimizi salt teorik dünyanın düz yazısına hapsettiğimizde zihnimiz de sahip olduğu hayal gücünü yitiriyor... Bunu korumamız insan olmanın en temel unsurlarından biri olan dünya inşasında önemli bir temel arz ediyor.