Baba ölür ve oğlu onun elinden yanan sigarasını alıp içmeye devam eder. Ne bir ağıt, ne bir çığlık. Sadece bir duman devri teslim alınır.
Bazı oğullar babalarının mezar taşını değil tükenen nefesini taşır. Ve bazı babalar arkalarında bir hayat değil, zehirli bir alışkanlık bırakır. O sigara sadece bir nikotin değildir. Bir suskunluk biçimidir. Bir evin içinde yıllarca birikmiş, bastırılmış öfkenin külüdür. Şiddetin kokusudur.
Oğul belki de kendisini sevmeyen babaya benzememek için savaşmalıydı. Ama savaşmak yerine onu anlamaya çalıştı ve sonunda onun gibi yanmaya razı oldu. Çünkü çocuklar bazen en çok korktukları şeye dönüşür. Çünkü baba sadece ölmez. Bazen içimizde yaşamaya devam eder. Hayatta olsa bile. Buna inanıyorum; en derin travmalar miras gibi geçer. Bir bakışla, bir susuşla ya da bir sigarayla.
Leyla’nın hikayesi sadece İran’ı değil, bizim de her sokağımıza dokunuyor. Ve bu sigara bir veda değil bir tekrardır. Ölüm bazen bir bitiş değildir. Bazen en uzun kalan şeydir bir evin içinde. Ve en çok nefesle geçer bir kuşaktan diğerine. Oğul burada sigarayı içtiğinde belki acısını bastırmıyordu, belki nefretini de. Sadece kime dönüştüğünü fark ediyordu. Çünkü insan bazen ne kadar dirense de en sonunda babasının bıraktığı yerden devam eder.
#leylanınkardeşleri