Ayfer Tunç’un Annemin Uyurgezer Geceleri adlı romanı, dört kuşak kadın üzerinden ilerleyen çok katmanlı bir anlatı sunuyor. Günümüzden başlayarak II. Dünya Savaşı öncesine uzanan bu hikâyede, kadınların -özellikle ilk iki kuşak kadının- erkek egemen toplum içinde maruz kaldıkları baskılar, yok sayılmaları ve çoğu zaman yalnızca cinsel bir figür olarak görülmeleri aynı zamanda dört kuşak kadının benzer olayları farklı tecrübe edişleri de ele alınıyor. Arka planda ise ihtilal yıllarının yarattığı toplumsal sarsıntılar, yoksulluklar, belirsizlikler ve siyasi değişimler yer alıyor.
Roman genel olarak ele alındığında, anlatılan hikâyelerin çok da yabancı olmadığımız bir yerden kurulduğu söylenebilir. Buna rağmen Ayfer Tunç, toplumsal ve politik dönüşümleri, kadınların maruz kaldığı şiddeti ve yok sayılmayı, akademik çevrelerin nitelik kaybını ve akademisyenler arasındaki zorbalığı güçlü bir biçimde aktarıyor. Geçmişte konuşulmayan, üzeri örtülen kadın hayatlarının artık açıkça dile getirilebilmesi, romanda toplumsal değişimin önemli bir göstergesi olarak öne çıkıyor. Ayrıca her kuşağın bir öncekinden daha yalnız hâle geldiğini vurgulaması da etkileyici.
Öte yandan romanda beni rahatsız eden ve eleştirdiğim noktalar da var. Öncelikle romanın kurgusal işleyişi bana özgün gelmedi. Sayfa düzeninde satır başlarının içeriden alınması, ilk bakışta kitabın korsan basım olduğu hissini uyandıracak kadar özensizdi. Bu içerden alınmış satırlar genellikle Şehnaz’ın iç konuşmalarının yüzeye çıkmış hâlleriydi ve çoğu zaman sıfatlarla biten, -dığı/-diği ekleriyle kurulan ifadeler metni boğucu bir hâle getirdi.
Ayrıca romanda kadınlar neredeyse her dönem ve her sosyal statüde aldatılan, erkekler ise aldatan konumunda yer alıyor. Mahalle esnafının eşinden Avukat Eyşan’a kadar uzanan bu tablo, tek boyutlu bir tekrar hissi yaratıyor. Aldatılan kadınların neden boşanmadığı, neden haklarını aramadığı ve neden sessiz kaldıkları yeterince sorgulanmıyor. Kadınların yaşadığı tüm bu zorluklar anlatılırken, çıkış yolu olarak kendi ayakları üzerinde durabilecekleri bir yaşam ihtimalinin güçlü biçimde dile getirilmemesi, romanın ele aldığı konuyu sığ ve eksik bırakıyor.