Öncelikle şunu söylemeliyim, “Karanlık, gömüldüğü yerden uyanıyor.” cümlesi kitabın atmosferini daha baştan hissettiriyor. Kadim uygarlıklar, yeraltı medeniyetleri, metafizik savaşlar…
Özellikle Agarta ve Şambala gibi efsanevi kavramların modern dünya ile ilişkilendirilmesi oldukça dikkat çekici.
Hikâye, Dr. Ayzek ve arkeolog Zeynep’in yerin altındaki kadim uygarlığın izini sürmesiyle başlıyor. Sadece bir arkeolojik keşif değil, insanlığın gerçek düşmanının çoktan aramızda olduğu fikriyle işin boyutu büyüyor. Antarktika’dan Göbeklitepe’ye uzanan geniş coğrafya, olaylara epik bir zemin hazırlıyor. Bu yönüyle kitap, tarihsel gizem ile fantastik unsurları harmanlıyor.
Karakterler açısından baktığımda, Dr. Ayzek daha analitik ve sorgulayıcı bir profil çizerken, Zeynep’in sezgisel tarafı hikâyeye farklı bir denge katıyor. Ancak bazı bölümlerde karakterlerin duygusal derinliğinin biraz daha işlenmesini isterdim. Olay örgüsü güçlü fakat yer yer tempo çok hızlı ilerlediği için bazı sahneler daha uzun anlatılsa daha etkileyici olabilirdi.
Kitabın en güçlü taraflarından biri atmosferi. Kıyamet öncesi bir gerilim hissi var. “Gerçeği bilenlerin susturulması” teması, günümüz dünyasına göndermeleriyle düşündürücü bir arka plan oluşturuyor. Metafizik savaş fikri ise hem mistik hem de aksiyon dolu bir yapı sunuyor.
Sercan Öz'ün sahne betimlemeleri görsel bir film izliyormuş hissi veriyor. Özellikle savaş ve yüzleşme sahnelerinde betimlemeler güçlü. Yer yer bilgi aktarımı yoğunlaşsa da genel olarak dili sade ve anlaşılır. Fantastik öğeleri anlatırken karmaşaya düşmemesi de artı bir yön.
Genel olarak; gizem, tarih, metafizik ve aksiyon sevenler için merak uyandırıcı bir roman. Kadim güçlerin hesaplaşması fikri ilginizi çekiyorsa kitap sizi içine alıyor.