Serinin üçüncü ve final kitabı, sonuna kadar “şimdi ne olacak?” hissini diri tutan bir kitap. Sayfalar ilerledikçe sona yaklaştığını fark ediyorsun; her şey çözülecek, karakterler mutlu olmaya çok yakın diyorsun ama kitap son birkaç bölüm kala yine ters köşe yapıyor. Tam rahatlayacakken “az kalsın ölüyorduk” dediğimiz o anlar geliyor ve gerilim son ana kadar bırakmıyor.
Bu kitapta en nefret ettiğim karakter kesinlikle Naip’ti. İğrenç bir adam, bunu tartışmaya bile gerek yok. Ama aynı zamanda fazlasıyla zeki. Stratejik bir akla sahip olması onu daha da sinir bozucu yapıyor. Kötü bir karakter olarak işlevini fazlasıyla yerine getiriyor; çünkü kitabın son sayfasına kadar okura rahat vermiyor ve gerçekten “çektik bu adamın elinden” dedirtiyor.
Damen ve Laurent ise serinin en güçlü tarafı. İkisi de ayrı ayrı çok iyi işlenmiş karakterler. Damen’in ahlaki duruşu ve kararlılığı, Laurent’ın ise zekâsı ve asla pes etmeyişi hikâyeyi ayakta tutuyor. Özellikle Laurent’ın stratejik düşünme biçimi ve yaşadığı onca şeye rağmen dimdik durabilmesi benim için çok etkileyiciydi.
Kitap tempo açısından ne çok hızlı ne de ağır; normal bir tempoda başlayıp aynı dengede ilerleyerek bitiyor. Olaylar mantıklı bir sırayla gelişiyor, hiçbir şey aceleye getirilmiş ya da gereksiz uzatılmış hissi vermiyor.
Genel olarak King’s Rising kaliteli, güçlü ve kesinlikle tavsiye edilebilecek bir final kitabı. Ancak bütün bunlara rağmen benimle arasında duygusal bir mesafe kaldı. Kitap kötü olduğu için değil, hatta tam tersine çok iyi olduğu hâlde, kalbimde “10/10” diyecek kadar derin bir bağ kuramadım. Daha çok saygı duyduğum, takdir ettiğim ama tam anlamıyla içine çekilmediğim bir okuma deneyimi oldu.