#okudumbitti
- Meryem’in ÇiçekleriAbdullah Ataşçı
Serinin ilk kitabı Heder Ağacı 'nın devam niteliginde olan ikinci kitap Meryemin çiçekleri dört başlık altında ele alınmış bunlar;Nefes,Minnet,Arayış ve Veda. Kıtanın başkahramanı da diyebileceğimiz Adis ve diğer bir kahraman olan Osmanlı tebaasından yetişmiş ve öldürülen babasının en yakın arkadaşı Akif tarafından okutulmuş ve hakim olmuş Sinan yer alıyor. Hikaye bu iki kahramanın etrafında dönerken bizde onların yaşadıklarının yanı sıra, hikayede yer alan diğer karakterlerin de (ilk kitapta da yer alan Adisin yeğeni Gewre ve kardeşi Rehan, Sinan'ın eşi Cavidan ve yardımcısı Berivanın)hayat yolculuklarına tanıklık ediyoruz.
Nefes adlı birinci bölüm Kuyzyanlı Adis'in “Hayattaki asıl amacımız için güzel olanı terk etme cesaretini gösterememişsek yaşadık diyebilir miyiz?” sözleri ile açılıyor. Burada Adisin hayat mücadelesi içinde dağlara savruluşunu,ailesinden geriye kalan son fidanlar olan yeğeni ve kardeşini(Rehan ve Gewre)arayışını, bu arayista karşılaştığı badireleri ve insanlık hallerini izliyoruz.
Zaman bir kör kuyu Adis için, doğanın sarp koşulları içinde beden yol alırken zihin zamanı geriye sarıp okuru sık sık geçmişe götürüyor. Bu yolda olma hali ve geriye dönüşler roman boyunca sürüyor. Okur Adis’in hem yol arkadaşı oluyor hem de zihninde beliren imgelerin izlerini sürüyor,empati yapmadan geçemiyor ve bunların muhakemesini yapıyor.
İkinci bölümde yazgı, karakterleri Diyarbekir’de buluşturuyor. İstanbul’da başlayan olaylar Diyarbekir’e doğru alıyor. Adalet arayışı, tehcir, aidiyet ve kimlik sorunu, Osmanlı’nın yetemediği uzaklardaki keyfi yönetim(dönemin aşiretlerinin ermenilere yönelik acımasız faaliyetleri) eşkıya ile mücadele, dolaştığı tekinsiz sokakları ve kırsalı ile Diyarbekir’de bir hâkimin yaşadıkları kitabın örgüsünü oluşturuyor. Akif'in özellikle Diyarbekir'i Sinan için seçmesi kaderinin yol aldığı güzergahı da değiştiriyor. Minnet adlı bu bölüm de insana insan olduğu için,onun var olma sebebinin aslında kendi varlığı olduğu için,saygının insan benliğinin en derinlerinde yatan varlığının yegane amacı oldugu.ölümü kutsadığı gibi tıpkı yaşamayı da kutsaması gerektiğini bildiren en büyük bildiri niteliginde.
“Eski unutulmuş şehirlerde insanlar az, diğer her şey çok konuşur.”
“Bunca insan-çoluk çocuk, kadın, yaşlı- evlerinden yurtlarından sürülmüşse, bir büyük yokluğa mahkûm edilmişse, gadre uğramışsa, insan sadece kendisinden mesul olabilir mi?” Adisin bu sözleri ölümü heybesinde taşıyan insanların umudu olur. Çünkü “Hırslarının peşinde koşup zihni kirlenen insanların güzel kokmasına imkân yoktu." Cehennem bu zihniyetin acı sonunun gösterisi için vardı elbette.
Romanın dördüncü ve son bölümü olan Veda: Şeyh Abdullah Efendi’nin “Bu yola sen çıktın oğul, beni de yanına aldın.” epigrafı ile başlıyor.
Eşkıyanın kıyımına uğrayan insanlar, açlıktan, hastalıktan ölenlerin yanında tabiat, cömert ve renkli örtüsüyle bir parça umut veriyor. Yazar yarattığı kahramanlarla bu topraklarda, görmezden geldiğimiz, çoğu zaman yok saydığımız büyük felaketlerden etkilenen insanların dramını zihinlerimize ilmek ilmek işliyor diyebiliriz. kalemine ve yüreğine sağlık Abdullah Ataşçı
Söyleyeceklerime son verirken bu kitabı insanların çektiği acıların ve çekmesini istemeyeceğimiz acılar için bir rehber ve yol gösterici olmasını diliyorum. Ve unutmayalım ki;
"Gelecek, geçmişten her zaman daha büyüktür."