Dorian Gray’in Portresi’ni okurken hem hayranlık duydum hem de rahatsız oldum. Cümleler çok zarif, fikirler çok çekici; insan bir süre bu dünyanın cazibesine kapıldığını fark ediyor. Ama tam da bu yüzden içte sessiz bir huzursuzluk başlıyor.
Kitap bana ahlâk dersi vermedi; bunun yerine kendime bakmamı sağladı. Kötülüğün büyük kırılmalardan değil, küçük vazgeçişlerden başladığını hissettirdi. Bitirdiğimde geriye kalan şey hayranlık değil, ince bir tedirginlikti.
Bu, aynaya bakmayı sevenler için değil; aynada gördüğünden rahatsız olmayı göze alanlar için bir roman.
Konusu:
Dorian Gray gençliğine ve güzelliğine hayran kalınan bir adamdır. Bir anlık dilekle, yaşlanmanın ve çürümenin bedelini bir portreye yükler. Dorian’ın hayatı dışarıdan kusursuz görünürken, portre her tercihle biraz daha değişir. Roman ilerledikçe Wilde, kötülüğün büyük patlamalarla değil, küçük umursamazlıklarla büyüdüğünü gösterir. Dorian yaptıklarının sonuçlarından kaçtıkça, gerçeği yalnızca portrede görünür hâle gelir. Dorian Gray’in Portresi, bedelsiz bir hayatın mümkün olup olmadığını değil, bedelin nereye yazıldığını sorar.
— Oscar Wilde