·188 syf.····Okunma: 12 Şubat 2026 18:04 Bu kitabı okurken, üç farklı kadının hayatına dokunduğumu ve her birinin acısını, umudunu, direncini içimde hissettiğimi söyleyebilirim. Smita, Giulia ve Sarah… Farklı coğrafyalarda, farklı hayatlarda yaşayan bu üç kadının hikâyesi, zamanla tek bir örgü gibi birbirine bağlanıyor.
Smita, Hindistan’da, toplumun en alt tabakasında yaşayan ve kızının kaderini değiştirmek isteyen bir anne. Onun çaresizliği, korkusu ama bir o kadar da kararlılığı beni derinden etkiledi. Kızı için verdiği mücadele, insanın içini sızlatırken aynı zamanda umut da aşılıyor. Okurken sık sık “Bir anne nelerden vazgeçebilir?” sorusunu düşündüm.
Giulia, Sicilya’da ailesine ait peruk atölyesinde çalışan genç bir kadın. Babasının geçirdiği kazayla birlikte, omuzlarına yüklenen sorumluluk onu büyütüyor. Gelenek ile yenilik arasında sıkışıp kalışı, kendi yolunu bulma çabası çok gerçek ve samimiydi. Giulia’nın cesareti bana, hayatta bazen risk almanın ne kadar gerekli olduğunu hatırlattı.
Sarah ise Kanada’da yaşayan, başarılı bir avukat. Güçlü, disiplinli ve kontrolü elinde tutan bir kadınken, aldığı hastalık haberiyle tüm dengesi altüst oluyor. Onun kırılganlığı, dışarıdan ne kadar güçlü görünürsek görünelim aslında ne kadar savunmasız olabileceğimizi gösteriyor. Bu üç kadının hikâyesi, kitabın sonunda tek bir noktada birleşiyor ve işte tam da burada kitabın adı anlam kazanıyor: Saç örgüsü. Birbirine dolanan hayatlar, görünmez bağlarla birbirine tutunan kaderler… Kitap boyunca kadın olmanın zorluklarını, direncini, anneliği, fedakârlığı ve umudu yoğun şekilde hissettim. Bitirdiğimde içimde buruk ama sıcak bir his kaldı. Benim için bu kitap; kadın dayanışmasının, umudun ve hayata tutunmanın güçlü bir anlatımı oldu. Ve tam da bu yüzden şunu söylemeden geçemiyorum: “Kadın kadının kurdu” diye diye hemcinslerimize düşman ettiler bizi. Halbuki kadın, kadının yurdu ve en büyük destekçisidir. Kimseye karşı değiliz aslında; sadece kadınların yaşam hakkı gibi en temel bir hak için bile ne kadar büyük mücadeleler verdiğini hepimiz biliyoruz. Bu uğurda bedeller ödendi, hâlâ da ödenmeye devam ediliyor. Bir noktada hemcinslerime küçük bir eleştiri yapmadan da geçemeyeceğim: Canı pahasına kazanılmış hakları, bir hiç uğruna heba etmek; bizi yeniden kötü genellemelere mahkûm bırakmak demek. Maalesef bu, zor kazanılanı kolay harcamak oluyor. Oysa birbirimizin yurdu olmayı başarabilirsek, bu örgü çok daha sağlam ve kopmaz olur. Okumanızı tavsiye ederim; özellikle umutsuzluğa düşen kadınlarımızın içinde var olan gücü belki hatırlamasına vesile olur.