Kitap böcek araştırmacısı bir adamın kumarla çevrili bir köyde alıkoyulma hikayesini anlatıyor gibi görünse de.. İnanılmaz metaforlarla dolu bir varoluş hikayesi.
Kitap boyunca ağzınıza yüzünüze bulaşan kumları temizlemek istiyorsunuz. Ve göze giren kum tanelerini hissettiğinizi net olarak söyleyebilirim.
Yazar 1962 yılında yazdığı eserde varoluşun sürekli başa sarma ile bir döngü içinde devam ettiğini ve bunun için de verilen emeğin, harcanan zamanın, yapılan planların kişinin iç dünyasındaki değişimi karamsar bir dille anlatmış.
Albert Camus’nün Sisyphos kayasına benzerliği çok fazla ayrıca sadık hidayet kör baykuş ve kafka dönüşüm kitaplarındaki ruhu sarmalayan o melankolik ruh hali dipdiri karşınızda.
Döngü, kimlik, özgürlük gibi kavramların paradoksal şekilde anlattıldığı kitapta,kişinin en sonunda yaşadığı kabullenişi gözler önüne seriyor.
Kitap bittikten sonra bahsettiğim üç yazarın anne tarafından akraba oldukları fikrine iyice inanmaya başladım