Bir gün, sabah uyandığımızda haberlerde siren sesleri değil, kuş sesleri duyulsa…
Televizyonlarda yıkılmış şehirler değil, yeniden inşa edilen umutlar gösterilse…
İşte o gün, dünya gerçekten nefes alacak.
Savaş bittiğinde önce annelerin omuzları hafifleyecek.
Artık kapı çaldığında yüreği ağzına gelmeyecek kimsenin.
Hiçbir çocuk, oyuncak yerine bombanın sesini tanımayacak.
Hiçbir baba, evladının mezar taşına sarılmayacak.
Toprak ilk defa kana değil, yağmura doyacak.
Gökyüzü dumanla değil, martılarla dolacak.
Sınırlar haritalarda kalacak ama kalplerin arasındaki duvarlar yıkılacak.
İnsanlar birbirine düşman olmayı değil, insan olmayı hatırlayacak.
Savaş bittiğinde en çok da sessizlik konuşacak.
O derin, huzurlu sessizlik…
Ne bir çığlık, ne bir patlama, ne bir ağıt.
Sadece rüzgârın sesi ve yeniden başlayan hayatın fısıltısı.
Ve belki o gün, dünya ilk defa gerçekten “insanlık” diyecek kendine.
Gözyaşları acıdan değil, şükürden akacak.
Çünkü insan, en çok barışın kıymetini savaş bittikten sonra anlayacak.
Ve biz o gün, birbirimize sarılırken şunu fark edeceğiz:
Dünya aslında hepimize yetecek kadar büyükmüş,
Yeter ki kalplerimiz küçük olmasın.