R. L. Stine , "House of Shivers" serisinin ikinci halkası olan Goosebumps 7 - Goblinlerle Tatil ile çocuk korku edebiyatının neden hâlâ rakipsiz olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Ancak bu kez karşımızda 90’ların o tanıdık, görece "yumuşak" dehşetinden çok daha keskin ve karanlık bir anlatı var. Florida’nın güneşinden kopup Vermont’un dondurucu soğuğuna gelen Mario için kar, başlangıçta sadece merak uyandırıcı bir mucizedir. Ancak bir süre sonra bu beyaz rüya, hayatta kalma mücadelesine dönüşür.
Stine’ın bu eserdeki üslubu, klasik "kimse bana inanmıyor" (Yalancı Çoban) temasını izole bir kış atmosferiyle harmanlayarak okuyucuyu Mario'nun çaresizliğine ortak ediyor. Karakter paleti oldukça renkli; özellikle kuş meraklısı büyükbaba ve sürekli yahni pişiren büyükanne karakterleri, o ilk andaki sevimli "elf" veya "cüce" imajından sıyrılıp hızla tekinsiz birer figüre dönüşüyorlar. Kitabı serinin diğer halkalarından ve yazarın eski işlerinden ayıran en çarpıcı özellik ise kesinlikle daha "olgun" ve sert bir korku tonuna sahip olmasıdır. Hayvan şiddeti ve final sahnesindeki beden korkusu (body horror) unsurları, Stine’ın modern okuyucu için dozajı artırdığını gösteriyor.
Olay örgüsünün kırılma noktası, Mario’nun ormanda büyükbabanın ürkütücü bir sırrına tanık olmasıyla başlıyor ve bu noktadan sonra tempo hiç düşmüyor. Kitabın ana fikri ise en güvenli ve sıcak görünen yuvaların, hatta kendi ailenizin bile en korkunç canavarları saklayabileceği gerçeği üzerine kurulu. Finaldeki o meşhur Stine ters köşesi, bazı okuyucular için absürt gelse de, hikâyenin kurgusal mekaniğini altüst eden cesur bir hamle olarak öne çıkıyor. Eğer kışın ortasında, dişlerinizi birbirine vurduracak kadar tekinsiz ve hızlı bir macera arıyorsanız, bu kitap size beklediğinizden fazlasını sunacak.