·225 syf.··Beğendi
···Okunma: 13 Şubat 2026 10:52 Söze nasıl başlayacağımı bilmiyorum. Bambaşka bişey ile karşılaştım. Beni duygudan duyguya sürükleyen Macar Edebiyatı üzerimdeki hakimiyetini kaybetmiş gibiydi. En azından Laszıo Kraznahorkai’nin yarım bıraktığım Savaş ve Savaş’ından sonra düşüncelerim böyleydi. Bu sebeple elime çekinerek aldım bu kitabı. Fakat ummadığım bir yolculuk oldu. Kitabın kapağını kapatırken dedim ki; Macar Edebiyatı işte, başka nasıl olabilirdi ki!
Yine bir İkinci Dünya Savaşı anlatısının dik ortasındayız. Peter bir direnişçidir ve yaşadığı ağır işkencelerden sonra tarafsızdiyar diye adlandırılan bir ülkeye kaçmayı başarır. İşkenceler sırasında ait olduğu ideolojik gruba dair en ufak bir bilgiyi açık etmediği, yani itirafçı olmadığı için kahraman ilan edilir. Savaş zamanı fakat zaman aralığı dışında hiç bir şeyin adı tam geçmez kitapta. Ne Peter’ın hangi gruba dahil olduğunu somut bir şekilde biliriz ne de kavganın taraflarını.
Geçirdiği zor zamanlardan sonra Peter akrabalarının resmi daveti üzerine vize başvurusu yapıp gemi ile Amerika’ya gitmeyi planlamaktadır. Bir dizi bürokratik işlemin tamamlanması haftalar sürer ve bu zaman zarfında Peter Sonia’nın evinde kalır. Uzak batıda yeni bir hayata başlayacak olmanın heyecanlı bekleyişini çetin bir içsel muhasebe eşlik eder Peter’in dünyasında. Bir arada oldukları zaman zarfında Sonia, Peter’in bilinçaltına ışık tutmaya kararlıdır ve psikoterapi seanslarına başlarlar. Peter 5-6 yaşlarında iken kazara kendinden bir kaç yaş küçük olan kardeşinin ölümüne sebep olur. Her ne kadar bu bir kaza olsa da Peter’i buna iten şey kardeşine duyduğu bilinç dışı kıskançlıktır. Peter o günden sonra hiç bir zaman adlandıramadığı bir suçluluk duygusu ile yaşamaya başlar ve bu duygu onun kendini herkese borçlu hissetmesine yol açar. Anne babasına, topluma, insanlığa…Hatta üst sınıf bir aileye doğmasından bile bir mahcubiyet hisseder. Bu borçlu hissetme duygusundan kurtulmak için ideolojik bir harekete dahil olur, bu vesileyle vatanı için faydalı şeyler yapacak ve borcunu bir nebze ödemiş olacaktır. Gelgelelim yaptıklarından ne tatmin duymuş ne de kendi kendini soktuğu bu içsel savaşı anlamlandırabilmiştir. İşkenceler sırasında polise hiç bir şey anlatmamasının sebebi ideolojisine gerçek bir bağlılıktan değildir, lakin sebebi kendisi bile bilmemektedir. Sonia’nın fitili ateşlemesi ile Peter’in zihninde büyük bir iç muhasebe başlar, geçmişinin düğümleri bir bir çözülür.
Her ne kadar ikinci dünya savaşı ile sınırlı gibi görünse de, zamansız ve mekansız bir tema işleniyor kitapta: insanın ideolojik bir harekete dahil olma arzusu. Kitabı okurken Eric Hoffer’ın bireylerin kitle hareketlerine katılma motivasyonunun arka planını ele aldığı Kesin İnançlılar kitabını hatırladım sık sık. Bununla da sınırlı değil elbette. Yazar dönemin politik olaylarını farklı karakterlerin ağzından yorumlayarak ayrı bir pencere daha açmış okura. Hem içe hem dışa bakan bir eser. Çok beğendim.