Bu yazının daha kapsamlı orijinal versiyonunu blogumda okuyabilirsiniz:
open.substack.com/pub/dusuncedoku...
Daha önce Jodi Picoult okumamıştım ve bu kitap sayesinde tanışmış olduk. Arka kapak yazısı hayli ilgimi çekmeyi başarmıştı. Daha ilk sayfalarda olayların çok hızlı başladığını gördüm. Uçak kazası oluyordu ve Dawn sağ kurtuluyordu. Önünde ise iki yol vardı: Boston'a, evine, kocasına ve kızına dönebilirdi. Ya da yarım kalan aşkı Wyatt'a gidebilirdi.
Kitabı okurken Mısır meselesinin, antik dönemlerin ve o kültürün o kadar da ilgimi çekmediğini fark ettim. Açıkçası sıkıldım. Ana hikayede de klişelerden bir türlü sıyrılamıyorduk. Hal böyle olunca 200-250 küsur sayfa kadar detaylı okumaya dayanabildim. Bu noktaya geldiğimde ana konunun artık hiç ilgimi çekmediğine kanaat getirmiştim ve kitaba dair merak ettiğim şey iki farklı mekanın alternatif evrenler olup olmadığı veya hangi noktada birleşecekleriydi. Bu merakla sayfaları çevirmeye devam ettim ama epey hızlıca, adeta göz atarcasına.
Anlatım biçimini ve geçişleri beğendim mesela. Biraz bilgi veriyor, ardından olaylara dönüyor, sonra bir anıya geçiyor derken okuru sürekli oradan oraya taşıyıp sürükleniyormuş gibi hissetmemesini sağlamayı başarmış. Ama korkarım kitaba dair beğendiklerim listesinin tamamı bundan ibaret.
Bana daha heyecanlı bir kitap sunacağını, daha çok soru sorduracağını ve beni içine daha çok çekeceğini düşünerek başlamıştım ki bu açıdan biraz hayal kırıklığı yaşadığımı dahi söyleyebilirim. En azından bugün şunu söyleyebilecek noktaya geldim: "Jodi Picoult okudum ve sevmedim. Bana göre değilmiş. Belki başkası sevebilir. Belki de onu okumaya başlamak için doğru eser bu değildi."
Çeviri meselesi de kitaba dair canımı sıkan bir diğer husustu. Ventilatöre "vantilatör", defibrilatöre "defibratör", parçacık hızlandırıcıya "partikül hızlandırıcı" denmişti. Çevirmen beni kitabın kendisi kadar yordu bu kitapta.
İki Yol KitabıJodi Picoult · April Yayıncılık · 202563 okunma