Geçimlerini denizden avlanarak sağlayan üç yetişkinle, ilk kez onlarla birlikte denize açılan küçük bir çocuğun yaşadıklarını konu alıyor. Denizde avlanacakları adaya ulaşmaya çalışırken hava birden bozuyor, sis çöküyor ve yönlerini kaybediyorlar. İşte o andan itibaren artık dönmek değil, hayatta kalmak öncelik haline geliyor.
Kitabın atmosferi öyle güçlü ki, kendinizi yalnızca okur gibi değil, o sisin içinde yön ararken buluyorsunuz. Bekleyiş uzadıkça, umut daralıyor. Aynı zamanda sabır, dayanışma ve fedakârlığa dair büyük bir sınav başlıyor.
Aytmatov, insan ruhunun derinliklerine dokunmayı çok iyi biliyor. Özellikle yaşlı bir adamın, küçücük bir çocuğun yaşaması için attığı geri adım. Kelimelere sığmaz ama yüreğe sığar bir tür fedakârlık.
Ayrıca Aytmatov’un her eserinde rastladığımız gibi bu kitapta da mitolojik öğelere bolca yer verilmiş. Halk efsanelerini ve masalları da arkasına alarak sade ama etkileyici bir derinlik ortaya çıkmış...