Selam canlarım
Ben geldim ve sizlere canımın içi yazarım Çiçeğim Tubu’mun kaleminden Şehadet serisinin en yeni kitabı Şehadet: Bayrak İçin ile geldim
Hemen kısacık konusundan bahsedeyim
Selin Aslanoğlu, en yakın arkadaşının doğum gününü kutlamak için hastane nöbetinden çıkar çıkmaz ayarladıkları mekâna gider. Ama o gece başına geleceklerden habersizdir. Mekâna vardığında havasız ortam, insanların tuhaf tavırları ve en yakın arkadaşının daha Selin gelmeden sarhoş olmuş hâliyle uğraşmak zorunda kalmasıyla gece başlar.
Aynı sırada mekânda canlı müzik yapan grubun bateristi, eşinin erken doğumu sebebiyle mekândan ayrılmak zorunda kalır. Bunun üzerine solist Oğuz’un en yakın arkadaşı, asker olan Murat Burak Kayakurt namı diğer Mubuka sahneye çıkar. Uzun zamandır eline almadığı bateriyle o gece arkadaşını yalnız bırakmaz ve çalmaya başlar
Selin’in arkadaşı ise alkolün de etkisiyle solistten etkilenir ve geceyi onunla geçirmek ister. Hatta bununla da kalmayıp Selin’i de bateristle ayarlamaya kalkar. Selin bu tavırlara artık dayanamaz ve arkadaşının sınırları aşan davranışları onu fazlasıyla rahatsız eder. Ortam iyice çığırından çıkınca Selin mekândan ayrılmaya karar verir.
Tam o sırada Mubuka, gelen görev emri için dışarıda telefonda konuşmaktadır. Mubuka ilk bakışta Selin’den etkilenir. Aynı zamanda Selin’in arkadaşının, Oğuz’la birlikte Selin’in evine gitme düşüncesini bildiği için bu durumu engellemek ister. Selin yanından gitmeden önce Mubuka onun eline telefon numarasını yazar. Ardından içeri dönüp arkadaşıyla konuşarak Selin’le birlikte evine gittiğini ve rahatsız edilmemesi gerektiğini söyler. Böylece Selin’i o ortamdan koruyarak görevine dönmek üzere askeriyeye gider.
Selin ise eline yazılan numaraya mesaj atıp atmama konusunda kararsızdır. Arkadaşıyla yaşadığı büyük bir kavganın ardından araları tamamen açılınca o gece içeri giren Mubuka’nın neler söylediğini merak eder ve sonunda kendini o numaraya mesaj atarken bulur Ama o mesajı atarken yaşayacaklarından, karşısındaki adamın hayatından ve onları bekleyen sürprizlerden habersizdir
Öncelikle canım Tuğçe ablacığımın kaleminden başlamak istiyorum Şunu en baştan söyleyeyim ben ne kadar anlatırsam anlatayım, canımın içi Tubu’mun kalemini gerçekten anlatmış olmuyorum. Çünkü o kalem okunmadan anlaşılacak bir şey değil yaşanması gerekiyor Tüm kitapları boyunca okuyucuyu içine çeken, duyguyu iliklere kadar hissettiren bir anlatımı var Gerçekten mahvoldum Hem de en güzel anlamıyla mahvoldum Bir insan her duyguyu bu kadar yoğun, bu kadar gerçek ve bu kadar kalbe işleyerek nasıl aktarabilir? Her cümlede okurun kalbinden vurmak nasıl bir yetenek Tubu’m da Tubu’m
Sahneleri kurma biçimi adeta sinema gibi Diyalogların doğallığı, sanki gerçekten o anın içindeymişsin hissi veriyor Karakterlerin duygularını işleyişi ise bambaşka bir seviye ve ben orada zaten bitiyorum
Özellikle Şehadet serisinde o duygu geçişleri Vatan temasıyla harmanlanan aşk Fedakârlık Acı Gurur Hepsi öyle dengeli, öyle güçlü ki okurken sadece okumuyorsunuz yaşıyorsunuz. İçiniz yanıyor, gözleriniz doluyor, kalbiniz sıkışıyor ama yine de bırakamıyorsunuz Ve şunu çok net söylüyorum benim için ciddi anlamda bir askerî kurgu denildiğinde göstereceğim tek adres Şehadet olur. Çünkü Tuğçe ablanın o operasyon sahnelerini yazışı, sahneler arası geçişleri, gerilimi adım adım yükseltmesi yemin ediyorum bazen kendimi operasyon alanının bir köşesinde onları izliyormuş gibi hissediyorum. Sanki bir askerî birliğin içine düşmüşüm gibi. O kadar kuvvetli, o kadar gerçekçi, o kadar detaylı yazılmış ki Net söylüyorum, askerî kitap kategorisinde benim için bir numaradır.
Kalemi akıcı mı dersiniz Hem de nasıl Duygusallık deseniz en derininde Vurucu mu diye sorarsanız okuduktan sonra kalbinizin tam merkezinden vurulduğunuzu göreceksiniz
Gerçekten Şaheser. Şaheser. Şaheser.
Tuğçe ablanın kalemi sıradan bir doğru gibi değil sonsuza uzanan bir fonksiyon gibi Tanım kümesi biziz, değer kümesi hislerimiz Ve o her kitabında kalbimizin grafiğini yeniden çiziyor Bana göre bu kalemle tanışmamış olmak ciddi bir eksiklik değil, bildiğin matematiksel bir hata payı Çünkü onun kalemi sadece kitabı anlatmıyor kalbimize formül yazıyor
Silinmeyen, sadeleşmeyen, asla yok olmayan bir formül ve ben o kaleme sadece hayran değilim Ben o kalemin altında imzası atılmış bir sabit gibiyim Hep oradayım. Hep bağlıyım. Gerçekten ama gerçekten o kaleme aşığım
Karakterlere gelecek olursam önce Mubuka’dan, yani Murat Burak Kayakurt’tan başlamak istiyorum Murat Burak Kayakurt namı diğer Mubuka. Gerçekten keskin çizgileri olan bir asker. Sınırları var. Net. Tavizsiz. Bu keskinliğin mesleğinden geldiğini düşünmemek mümkün değil. Disiplinli, kontrollü, planlı. Hayatında kuralları var ve o kurallar esnetilsin diye konulmamış. Özellikle güven konusunda çok temkinli. Hayatına birini kolay kolay almıyor. Aldığı insan da belli testlerden geçiyor. Ve Mubuka'nın deyimiyle o insanlar kendi topuklarına sıkmadıkları sürece hayatında kalabiliyorlar. En başından beri Mubuka’yı bu netliğiyle okuyoruz. Kontrolü seven, sınırlarını bilen, saygı bekleyen bir karakter. Ama görev üniformasını çıkardığında İşte orada bambaşka biri oluyor. Rahatlamayı bilen, eğlenebilen, deli dolu hâliyle güldüren bir adam çıkıyor karşımıza. Ben Mubuka’yı çok çok sevdim. Hatta dürüst olayım bazı noktalarda kendimi onda gördüm. O keskin sınırların altında yatan şey aslında kendine duyduğu saygı. Mubuka kendini seviyor, kendine değer veriyor ve o yüzden sınırı ihlal edildiğinde hiç düşünmeden kestirip atabiliyor. Bu noktada çok benziyoruz diyebilirim. Bende birini ne kadar seversem seveyim, o sınır aşılırsa ortam toz duman olur O yüzden Mubuka benim için çok ayrı ve özel bir karakter. Vatanına olan aşkı, görev bilinci, sorumluluk duygusu Özellikle göreve giderkenki halleri kalbime işledi. Gerçekten çok sevdim. İyi ki var
Selin Aslanoğlu'na yani Gelincik’e gelecek olursam Selin ilk bakışta deli dolu, enerjik, biraz fevri bir karakter gibi görünüyor. Ama aslında o enerjinin altında çok kırılmış bir kadın var. Hayatta yaşadığı hayal kırıklıkları, kırgınlıkları, içindeki boşluk Hepsini o deli dolu tavırlarının arkasına saklamış. Güçlü durmaya çalışıyor ama içinde bastırdığı çok şey var. Ama her şeye rağmen Selin’i sevdim Mubuka’yla aralarındaki çekim ilk andan itibaren hissediliyor. O elektrik iki karakteri de yükseltiyor ama bu noktada Selin’e kızdığım yerlerde oldu . Niye böyle yaptın? dediğim çok an vardı. Özellikle bazı kararları işleri gereksiz yere karmaşıklaştırdı. Ama bir yandan da onu anlıyorum. Hem kızdım, hem kırıldım, hem üzüldüm. Selin hâlâ içimde tam çözülmemiş bir karakter. Ama beni en çok yaralayanlardan biri oldu.
Yan karakterlere gelecek olursam
Oğuz’la başlayayım. Eğlenceli, deli dolu, komik bir karakter. Mubuka’yla olan sahneleri inanılmaz keyifliydi. Diyaloglarına gerçekten çok güldüm. Oğuz’un enerjisi kitaba ciddi anlamda renk katmış.
Emre
Mubuka gibi asker. Aralarındaki bağ askeri okul yıllarına dayanıyor. O dostluk, o kardeşlik, o aralarındaki bakışmadan anlama hâli Çok özeldi. Az sahneleri olsa da o sahnelerde kalbimi ısıttılar. Onların dostluğunu okumak gerçekten çok güzeldi.
Selin’in arkadaş çevresine gelirsek
Canan’la başlayayım. Açık konuşacağım Canan’ı sevmedim. Daha ilk sahnedeki sarhoş tavırları, sınır tanımayan davranışları beni itti. Devamında Selin’e karşı olan kıskançlığı daha da rahatsız etti. En yakın arkadaş gibi durup içten içe kıskanmak O enerjiyi çok net aldım. Selin’in mutluluğunu istemeyen bir havası vardı. O yüzden Canan karakterine hiç ısınamadım.
Eda ise tam tersi
Hastaneden arkadaşı ve gerçekten destekleyici bir karakter. Deli dolu ama gerektiğinde Selin’in yanında olan biri. Onların arkadaşlığını çok derin okuyamasak da Eda’nın Selin’e destek olması hoşuma gitti.
Gelelim Ata’ya Selin’le çocuklukları birlikte geçmiş. Aynı yerde büyümüşler, aileler iç içe ve ilişkileri geçmişe, alışkanlıklara ve bağa dayanıyor. Ama bitmiş bir ilişkiyi kafada bitirememiş olmak çok tehlikeli. Ata’nın Selin’i hâlâ kendi alanı gibi görmesi, emrivaki tavırları ve Mubuka’yı öğrendikten sonra bile geri adım atmaması beni rahatsız etti. Selin’i bir noktada anlıyorum çocukluğunun, güvenli alanının bir parçası Ata. Onu hayatından tamamen çıkarması zor olabilir ama Mubuka’yla yeni bir yola girerken o bağı net bir şekilde kesmeliydi Ata yüzünden bitmiş bir şeyin gölgesini sürekli Selin’in üzerine düştü.
Kitabın akışına gelecek olursam
Kitap Mubuka’nın görevden dönüp Oğuz’un sahne aldığı mekâna gitmesiyle başlıyor O an daha ilk sayfalardan iki farklı Mubuka’yı görmeye başlıyoruz. Görevdeyken disiplinli, net ve keskin çizgileri olan asker ve görev dışında yine net çizgileri olsa da deli dolu, eğlenceli, arkadaş canlısı Mubuka
O mekâna aslında sadece arkadaşını görmek için gidiyor. Ama bateristin eşinin erken doğum riski yaşamasıyla bir anda kendini sahnede, Oğuz’un yanında bateri çalarken buluyor Ve o an aslında çocukluk hayali olan müzikle askerlik arasında yaptığı seçimi de hissediyoruz. Müziği sevmiş, hayalini kurmuş ama yolunu vatana hizmet etmekten yana çizmiş bir adam var karşımızda. Ve en güzeli hiç keşke demiyor çünkü o gerçekten bayrağı için doğmuş biri okurken iliklerinize kadar hissediyorsunuz.
Sahnede çalarken göz göze geldiği kişi ise Selin oluyor O an aralarındaki ilk elektrik daha konuşmadan hissediliyor. Selin o gece en yakın arkadaşı Canan’ın doğum günü için orada. Ama Canan’ın daha ilk dakikadan itibaren sınır tanımayan tavırları ve düşüncesizliği Selin’i germeye başlıyor. Özellikle Oğuz’la ilgili kurduğu planlar ve Selin’i de işin içine katmaya çalışması bardağı taşırıyor.
Canan’ın, Selin’in istemediği hâlde sahneden inen Mubuka ve Oğuz’un yanına gidip ortamı daha da saçma bir hâle getirmesi Selin’i iyice sinirlendiriyor. Orada aslında Selin’in Canan’la olan arkadaşlığını sorguladığını okuyoruz. Çünkü sınır meselesi sadece Mubuka için değil, Selin için de önemli. Tam bu esnada Murat’a görev emri geliyor Ve mekânın dışına çıktığında Selin’le yeniden karşılaşıyorlar. İşte ilk gerçek diyalog orada başlıyor. O kısa an bile aralarındaki çekimi net bir şekilde hissettiriyor. Bu sırada Oğuz ve Canan, Selin’in evine gitme planı yapıyorlar. Canan ailesiyle yaşadığı için Selin’in tek başına yaşamasını fırsat olarak görüyor. Ama Mubuka, Selin’den etkilendiği için Oğuz’un onun evine gitmesini istemiyor ve noktayı koyup göreve gidiyor. Gitmeden önce Selin’in eline telefon numarasını yazıyor ve o şekilde ayrılıyorlar.
Selin ilk başta o numaraya mesaj atmıyor. Ama Canan’la aralarında işler karışınca mesaj atıyor ve mesajla birlikte konuşmaya başlıyorlar. Selin aslında Ata’dan sonra hayatında bir asker istemiyor. Ama Mubuka’yla aralarındaki çekim bambaşka bir yerde. Mantığı uzak dur derken kalbi çoktan bir adım atmış oluyor. O elektrik inkâr edilemeyecek kadar güçlü Mubuka bir yandan da Oğuz ve kendisi yüzünden Selin’le Canan’ın arasının açıldığını düşünüyor ve onları barıştırmak istiyor. Bu yüzden tekrar aynı mekâna gidiyorlar. Ama orada Selin’le Canan arasında yaşanan yüzleşme, aslında dostluğun tamamen bitişi oluyor. Maskeler düşüyor, içte tutulan kıskançlıklar ortaya saçılıyor ve Selin o gece gerçekten bir şeyi geride bırakıyor. O kızgınlıkla Selin’in yaptığı hamle ise ilişkiyi başka bir boyuta taşıyor. Mubuka’ya o sahnede mekanda yaşananlardan sonra Selin’e karşı sertleştiği icin kızdım biraz ama sonra yine gidip onun kapısını çalması, geri adım atması işte orada içimdeki öfke biraz söndü. İsim koymadılar belki ama artık bir ilişki başlamıştı Fakat arada hâlâ Ata faktörü var ve bu faktör küçümsenecek gibi değil. Ata, bitmiş bir ilişkiye rağmen Selin’in hayatından çıkmamış biri. Mubuka ise kontrolcü ve sınırları olan bir adam. Elbette Selin’in sosyal medya hesaplarını araştırıyor ve Ata’yı fark ediyor. Devamında onun eski sevgili olduğunu öğrenmesiyle birlikte aralarında görünmez bir perde oluşuyor. O perde en başta kalkmalıydı ama kalkmıyor. İnce ama rahatsız edici bir çizgi gibi orada kalıyor. Sonrasında hastane sahnesi geliyor. Mubuka görevden dönüyor ve Ata’yla aynı yerde oldukları bir anda Selin’le Ata’yı görüyor. İşte o an Mubuka’nın o keskin çizgileri tam anlamıyla devreye giriyor. Sınır ihlali hissediyor. O sahne çok gerçekti. Sertti. Ama duygusuz değildi. Hastanede bir şekilde yine anlaşıyorlar. Fakat o barışma sanki alttan alta yanmaya devam eden bir ateş gibi. Üstelik Selin’e takıntılı birinin onları izlemesiyle olaylar daha da karışıyor. Hastanedeki işler büyüyor, Selin’in hayatı iyice içinden çıkılmaz bir hâl alıyor. Selin o karmaşanın içinde kaybolmuş gibi. Üst üste hatalar yapıyor. Bütün bunların arasında Mubuka’yla ilişkileri derinleşiyor. Ama aslında yaklaşan fırtınayı biz okurken hissediyoruz. Selin’in aldığı darbeden sonra hayata karsı öfkesi onu yanlış bir hamleye sürüklüyor. Ve o hata maalesef bazı olayların temelini atıyor. Ama işte sonrasında yaşananlar Finalde çok üzüldüm Gerçekten can yaktı Spoiler vermeyeceğim ama şunu gönül söyleyebilirim Mubuka ve Selin çiftini okuduğunuzda kalbinizin bir yerinde mutlaka bir sızı hissedeceksiniz. Onlara kızacaksınız, hak vereceksiniz, sinirleneceksiniz ama en sonunda ikisini de kocaman sarıp sarmalamak isteyeceksiniz Ben hâlâ ikisini de içimden sımsıkı sarıyorum.
Kısacası canlar yine Tuğçe ablanın kalemi beni içine gömdü. beni tanıyanlar bilir, ben zaten Şehadet evreninden fazlasıyla duygusal etkilenen biriyim. Bayrak İçin'de de yine aynı şeyi yaşadım. Onlarla birlikte kırıldım, onlarla birlikte mutlu oldum, onlarla birlikte ağladım diyebilirim. Tuğçe ablanın kaleminin etkisinden çıkmak gerçekten zor. Eğer asker temalı, duygusu yüksek, karakterleri güçlü bir kitap okumak istiyorsanız, hemşire bir kadın karakter, asker bir erkek karakter, hem de üniformanın içinde keskin ama sevdiğine karşı pamuk gibi olan bir adam görmek istiyorsanız bu kitaba şans vermelisiniz Her şeyiyle, duygusuyla, kırgınlığıyla, aşkıyla okunmaya fazlasıyla değer bir kitap. Ve bence tekrar tekrar okunabilecek bir kitap. Tuğçe ablacığımın kalemine bir kez daha sağlık diyorum ve onun kaleminin etkisiyle sizlere bol bol duygulu, keyifli okumalar diliyorum.
Şehadet - Bayrak İçinTuğçe Aksal