8/10
·160 syf.··
2026 25. kitabı
Bu kitap benim için okurken zaman zaman yorucu ama bir o kadar da güçlü bir kitap oldu. Çünkü bu kitapta savaş kılıçlarla değil, psikolojik baskıyla veriliyor. • Emma, asker bir babanın kurallarıyla büyümüş ama o kuralların içinde kaybolmamış bir karakter. Dimdik durmayı öğrenmiş, ama katılaşmamış. Hastaneye attığı ilk adımla birlikte aslında nasıl bir düzenin içine girdiğini fark ediyoruz: mobbing, kayırmalar, güç savaşları… Joseph ve Louren’in kurduğu o görünmez sistem, Carol’ın taşıdığı dedikodular ve Antonyos’un pasif kalışı derken Emma sürekli sıkıştırılmaya çalışılıyor. Ve en zor olanı şu: İnsan bazen haksızlığa uğramaktan çok, yalnız bırakılmaktan yoruluyor. • Mary’nin gizli desteği bile bu düzenin ne kadar korku üzerine kurulu olduğunu gösteriyor. Ama Emma yine de pes etmiyor. Soğukkanlı kalmaya, stratejik düşünmeye ve kendi ayakları üzerinde durmaya devam ediyor. Onu en çok takdir ettiğim nokta da bu oldu. • Paris kısmı ise kitapta gerçekten nefes aldığım yerdi. Julien’in yanına gitmesi, eski dostuyla karşılaşması ve özellikle Adrian’la yeniden alevlenen o duygular… Emma’nın sadece savaşan değil, hisseden bir kadın olduğunu hatırlattı bana. O karanlık hastane atmosferinin içinde bir ışık yandı sanki. • Fakat tatil dönüşü dengelerin tamamen değişmesi, kötülüğün daha da sertleşmesi kitabın temposunu yeniden yükseltti. Emma’nın ayağını kaydırmak için yapılan hamleler, ailesinin sürece dahil olması ve onun yine de “bu savaşı kendi başıma vereceğim” demesi… İşte burada karaktere olan saygım arttı. • Ve o gelen beklenmedik haber… Bir tuzak mı, yoksa gerçekten yeni bir başlangıç mı? Emma’nın hayatında açılan o kapı, karanlığın içindeki ışığın aslında hiç sönmediğini gösterdi bana. Bu kitap bana şunu hissettirdi: Bazı insanlar karanlığı yenmez, ama karanlıkta yönünü kaybetmez. Emma da tam olarak böyle bir karakterdi.
Karanlığın İçindeki Işık EmmaA. Neşe Kutluay · Az Kitap · 202617 okunma
·
33 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.