Bir Delinin Hatıra Defteri’nde bir insanın yavaş yavaş akıl sağlığını kaybedişini okumak hem tuhaf hem rahatsız edici ama bir o kadar da etkileyiciydi. Gerçekle hayal arasındaki çizgi silindikçe karakterin yalnızlığı ve çaresizliği daha da görünür oluyor. Yer yer absürt ama aslında fazlasıyla gerçek bir metin.
Portre ise daha farklı bir yerden vuruyor. Sanat, hırs ve para arasındaki ilişkiyi sorguluyor. İnsanın yeteneğini ne için kullandığı, ruhunu ne zaman sattığı gibi konular çok güçlü işlenmiş. Atmosferi daha karanlık ve düşündürücüydü.
İki eser de kısa ama yoğun. Okurken insanın içini biraz sıkıştırıyor ama tam da bu yüzden etkili.