·200 syf.··Beğendi
···Okunma: 17 Ağustos 2020 05:18 Dedemin Bakkalı bildiğin mahalle kokuyor. Tozlu raf, veresiye defteri, cam kavanozda renkli şeker… Ama öyle nostalji kasan yapay bir şey değil. İçten. Sıcak. Bildiğin, özlediğin çocukluğun...
Kadının kalemi ayrı bir samimi. Okurken kitap okuyorum demiyorsun da sanki mutfakta oturmuş, biri sana çocukluğunu anlatıyor gibi hissediyorsun.
O bakkal… küçük ama dünyadan büyük. Çünkü mesele dükkân değil aslında. Mesele dedeyle torun arasındaki bağ. O eski usul adamlar vardır ya; az konuşur ama bakışı yeter. İşte öyle bir dede. Sevgisini gel sarılayım diye değil, al şu sakızı da cebine koy diye gösterenlerden.
Kitap çocuk gözünden anlatılıyor ama tokat gibi gerçekler var içinde. Yoksulluk var ama gururlu. Mahalle kültürü var; herkes birbirini tanıyor, herkesin derdi ortak. Veresiye defterine sadece borç yazılmıyor, hayat yazılıyor resmen.
Çocukluk dediğin şey aslında bir mekâna bağlı değil, bir insana bağlı. O insan gidince çocukluk da yavaş yavaş kapanıyor. İşte kitap tam buradan yakıyor insanı.
Ama öyle ağlata ağlata değil. İnce ince. Boğazında düğüm, yüzünde yarım tebessüm. Biz ne ara büyüdük be? dedirten cinsten..
Okuyunca insanın içi yumuşuyor. Bir dedesi olan şükrediyor, olmayanın içi burkuluyor. Ve en fenası şu:
Hepimizin bir bakkalı vardı. Çoğumuz fark etmeden kapattık kepengini..