Yazardan okuduğum ilk kitap ama belli ki son olmayacak. Çünkü bu kadar güçlü bir duygu aktarımı kolay yakalanmıyor.
Emma, iş yerinde yaşanan mobbingin, kıskançlığın, egoların ve güç savaşlarının ortasında kalan bir kadının hikâyesi.
Ama bu bir “kurban” hikâyesi değil. Bu, mobbingi, zorbalığı reddeden bir kadının hikâyesi.
Okurken bazı yerlerde Emma’ya sarılmak istedim, bazı yerlerde “artık yeter” diye içimden geçirdim. Ona hem çok üzüldüm hem de zaman zaman kızdım. Ama bir an bile zayıf görmedim.
Çünkü o korkmadı.
Pes etmedi.
Susturulmaya çalışıldıkça daha da güçlendi..
Louren, Jasefh ve Antonyos… Hırsın insanı nasıl küçülttüğünü çok iyi temsil ettiniz.
Melinda ve Mary… Sessizlik her zaman asalet değildir; bazen sadece korkunun konforlu halidir.
Emma bana şunu gösterdi:
Gerçek güç, kalabalığın içinde değil; yalnız kaldığında nasıl durduğundur.
Finali okuduğumda şunu düşündüm:
Bu hikâye burada bitmiş gibi durmuyor.
Belki de Emma’nın savaşı henüz yeni başlıyordur.