·532 syf.····Okunma: 24 Şubat 2026 16:10 Her ne kadar seriye devam edeceğim demiş olsam da ne zaman devam ederim hiçbir fikrim yoktu, sadece araya bayağı zaman koyacağımı biliyordum fakat bir gün kitaplığın önüne geçtim, sakin bir şeyler okumak istediğime karar verdim ve elim bir anda bu kitaba gitti. İlk kitabı kasımın sonunda bitirmiştim ve bana göre üzerinden çok da uzun bir zaman geçmeden okumuşum bu kitabı da.
Kitabı okurken pek çok kere "Bu kitap olmasa da olurmuş," dedim doğrusu. İlk kitapla tamamen aynıydı bana kalırsa, hatta o - her ne kadar onu bitirmekte çok daha zorlanmış olsam da - daha iyiydi bence. Bunun da tek bir sebebi var gerçi.
Bu serinin 5 kitap olması bana ilk duyduğumda çok garip gelmişti ama "Yazar beş kitap boyunca ne anlatmış olabilir ki?" diye sorduğumda "Öyle bir kurgusu var ki beş kitap çok normal," diyenler, hatta "Yedi kitap bile olabilirmiş," diyenler oldu. Rica ediyorum abartmayalım. Şu iki kitap gerçekten o kadar boştu ki. İlk kitapta karakterin yaptığı sıradan şeyleri gereksiz derecede ayrıntılı şekilde okuyorduk, bu kitapta da Lina ve Aral'ın tamamen gereksiz o kadar sahnesi var ki. Bir de uzunlar.
Kitapla ilgili en büyük şikayetim de bu. Tamam, sonuçta bu ikisi birbirlerinden hoşlanıyorlar ve ilişkilerinin de gelişmesi gerekiyor ama neden bunun için sürekli olarak bu iki karaktere ayrı sahneler yazılıyor?
Kurguyla ilgili kısacık bir olay mı oldu? Tamam, bu kadar yeterli. Şimdi yirmi sayfa boyunca Lina ve Aral'ın flörtleşmesini okuyacağız. Diğer karakterlerin de olduğu bir sahne mi okuduk? Tamam, bu yeterli. Şimdi Lina'nın milyonuncu kere Aral'a ağlamasını ve Aral'ın da onu milyonuncu kere sakinleştirmesini okuyacağız. Bir gelişme yaşandı ve o yüzden şuraya gidip şunu mu yapmamız gerekiyor? Durun! Önce Aral'ın aynı kelime ve cümlelerle Lina'ya ne kadar aşık olduğunu gözümüze milyonuncu kere sokmasını okumak zorundayız.
Okuduğumuz sahneler birbirlerinden farklı olsa bir şey demeyeceğim ama hepsi birbirinin aynısı. Yazar aynı sahneyi biraz değiştirip önümüze koyarak sözde ilişki gelişimi yazmış. Bu ikisinin ilişkisi kurguyla ilgili önemli olaylar meydana gelirken gelişemiyor mu? O olaylarla eş zamanla ilerleyemiyor mu? Neden? Bunu yapmak bu kadar zor değil. Hem kitap bu kadar uzamamış olurdu hem de aynı sahneleri tekrar tekrar okumazdık.
İlk kitap giriş kitabı olduğu için o durgunluk bir şekilde anlaşılabilir ama artık ikinci kitaptayız, doğru düzgün bir şeylerin ortaya çıkmasını bekliyoruz hala hiçbir şey yok.
Bir de Lina'nın sürekli Aral'a aşık olup olmadığını ve Aral'ın ona aşık olup olmadığını sorgulaması, hislerini önce bir türlü fark etmeyip fark ettiğinde de sürekli reddetmesi falan var. Neymiş, yanarlarmış... Off tamam anladık. Bunlar sevgili olana kadar baygınlık geçirdim resmen, hayatımda okuduğum en zorlama slowburn diyebilirim.
Sonunda sevgili olduklarında şükür namazı kılacaktım resmen ama çok erken şükretmişim. Bu ikisinin sevgili oluşundan itibaren kitabın sonuna kadar yine boş boş romantik sahnelerini okuduk. Daha doğrusu diğer okurlar okumuştur eminim ama ben şöyle bir göz gezdirip geçtim hepsini. Artık gerçekten düşüp bayılacaktım çünkü.
Ya aralarında yaşanan bazı şeyler de aşırı saçma geldi bana. Mesela bir sahnede Lina dışarıda oturuyor bir süre ama hava karlı olduğu için üstü ıslanıyor. Aral onu eve götürdüğünde üstünü değiştirmesini söylüyor. Lina da karşıdaki odaya gitmeye üşenip Aral'a "sen üşümüyorsun, kendi kıyafetini çıkarıp ver," diyor. Ne? Aral da karşı odaya gidip kıyafetleri getireceğine gerçekten de üstünü çıkarıp Lina'ya veriyor. Ne??? Basbayağı üstü çıplak kalıyor. Sonra Lina yatağa yatıyor, Aral da yanına ve bunlar sarılıyorlar. Adam basbayağı yarı çıplak ve sarılarak uyuyorlar???? Bu ikisi o sırada sevgili falan değiller. Ya ben anlamıyorum, aşırı garip bir şey değil mi bu? Ertesi günlerde Aral bu olayla ilgili bir şey dediğinde Lina da kendi kendine "Bana o şekilde sarılmaya ve bundan bahsetmeye utanmıyor muydu," diyor. Sen yatakta yarı çıplak yatan bir adamın kollarına girerken utanmadın mı Lina? Sen utanmadıysan o neden utansın?
Başka bir sahneden Aral "Dayanamıyorum," deyip Lina'yı öpüyor, Lina da onu. Sonra hiçbir şey olmamış gibi davranıyorlar. Ya bu eğer bir ilişki gelişimiyse nasıl bir ilişki gelişimi Allah aşkına? Bunlar en başından beri sevgili gibi takılıyorlardı zaten. Hem başkalarının yanındayken hem yalnızken. Sadece adını koydular o kadar. Biz de işsiz gibi bu bomboş şeyleri okuduk.
Bana ennn saçma gelen şeylerden biri de şuydu: Bunların bir mekana gitmesi gerekiyor. Tabii şık bir mekan olduğu için ona göre giyinecekler.
Ocak ayının sonu/şubat ayının başındalar, dışarıda kar var, hava buz gibi, Lina zaten çok üşüyen biri. Bunlar tüm bu şeylere rağmen gidiyorlar kıza incecik, askılı, kısa, saten bir elbise alıyorlar. Ayağına giydiği topuklular da açık, kısa ayakkabılar. Çorap olarak da yine incecik bir külotlu çorap giyiyor. Lina bunları giyip gidiyor, sonra ne oluyor? Tabii ki donuyor. Zaten üzerine hiçbir şey giymeden buz gibi havaya atlama gibi bir alışkanlığı da var.
Ya bu bana aşırı aşırı aşırı saçma geldi. Madem vaziyet böyle, o zaman kıza havaya uygun bir şeyler alsanızaaaaa. Sadece açık kıyafetler mi şık oluyor? Uzun kollu ve kalın bir elbise, kalın bir külotlu çorap, ayakkabı olarak da dizlerine kadar çıkan topuklu botlar alın. Alın size şık mı şık bir kombin, hem üşümez de. Lina'nın kuyruğu olmuş bu salak Aral da, kitap boyunca "Üşüyorum hüüü," diye ağlayan salak Lina da neden bunu akıl edemiyor? Lina soğuktan donsun, Aral da ceketi ve elleri ile onu ısıtsın diye tabii ki. Ya sabır.
Kısacası kitap aşırı uzatılmış (yine) ve ben Aral ile Lina arasındaki ilişkiyi sevmedim.
Gelelim karakterlere. Öncelikle Mehmet Ali, Şahin, Ekin, Balın, Kürşat, Yiğit karakterlerini ben çok seviyorum. Balın bu kitapta çok çok az gözüktü, ilk kitapta zaten yoktu ama erkek karakterle dolup taşmış bir kurguda kadın karakter bulunca atladım üzerine çünkü ben buyum. Batı'nın merdivende oturup ağladığı sahnede de aşırı üzüldüm. Ben kardeş ilişkilerini çok seviyorum ya. Mazlum çocuğum benim...
Lina'yı arada sever gibi oldum ama aşırı baydı beni ya, dayanamadım kendisine ve düşüncelerine kimi yerlerde. Biz Türkler dram konusunda abartmayı aşırı seviyoruz bence. Bu kitapta da abartılmış da abartılmış bana kalırsa. Lina'nın babasıyla ilgili çıkan sorunlar, annesinin hastalığı, ailesine tek başına bakmaya çalışması... Bunlar bence gayet yerinde bir dram oluşturuyordu ama bunlarla kalmadık tabii ki. Lisede zorbalık görmüş de, az daha intihar ediyormuş da, muhabbet kuşu varmış ama o bile onunla konuşmuyormuş da... Off bu kadarına gerek yok. Lina'nın dramlarından da bıkkınlık geldi.
Hislerini önce görmezden gelip sonra sürekli reddetmesinden ve aynı şeyleri tekrar etmesinden de bıktığımı söylemiştim. Lina'yla pek empati kuramıyorum, kusura bakmayın. Denedim ama olmadı.
Aral'a olan bağlılığı da bıktırdı beni. Aral kendi başına ayakta durabiliyor, gülümseyebiliyor mesela ama Lina'nın hep Aral'a ihtiyacı var. Belki geçmişte soğukkanlı biriydi veya sonraki kitaplarda öyle olur ama bu kitapta değildi bence. Hatta çok hassastı. Her şeyden ama her şeyden çok fazla etkilenip kendine gelmek için sürekli Aral'a ihtiyaç duyuyordu. Ya yaşadığı şeyler zor, onu anlıyorum ama adamın zaten çözmesi gereken bir sürü sorunu var. Kendi hayatı da zor. Sürekli Lina'yı sakinleştirmekle mi uğraşacak? Annesiyle ilgili bir travması var, onu anlatıyor Lina'ya. Asıl teselli edilmesi gereken kendisiyken Lina o anıdan çok etkilendiği için onu teselli etmek durumunda kalıyor. Offf sevmiyorum böyle bebek gibi karakter, Lina lütfen düzel hemen.
Arada Aral saçma sapan kontrolcü tavırlara girdiğinde Lina geri çekilmiyor, istediğini yaptırıyordu ama. Bak o konularda da tamamen Lina'nın tarafındayım, iyi yapıyor. Tabii saat başı kendini Aral'ın kollarına attıktan sonra onun evinde yaşamayı gurur kırıcı bulması durumunu da pek anlayamadım, onu da eklemiş olayım.
Geldik Aral'a. İlk kitapta kendisini sevmemiştim, bu kitapta hepten bir iğrenti geldi.
Kürşat bunun özel güvenliği mi ne, öyle bir görevi var. Bunlar işte daha önce bahsettiğim mekana gidiyorlar, orası da tehlikeli bir yer. Aral'ın biriyle konuşmaya gitmesi gerekiyor, Lina'yı da Kürşat ve Deniz'e bırakıyor. Kürşat, Aral'a "Gözün arkada kalmasın," diyor. Aral da "Kalır muhtemelen," diye karşılık veriyor. Iyyy gerçekten. Bu adam senin arkadaşın, yıllardır yanında çalışıyor. Söylediğin şeye bak, ne kadar da kırıcı. Her işi sen beceriyorsun da diğerleri hiçbir şey beceremiyor çünkü, di mi?
Lina'yı wp grubuna alıyorlar. Çakırca kardeşler ve Şahin, Mehmet Ali var. Küfür ediyorlar, Aral hemen "Lina gruptayken küfür etmeyin, kırmayayım parmağınızı" diyor. YİRMİ İKİ YAŞINDA BİR KADIN, kendisi küfürden rahatsız olsa söylemez mi? Belli etmez mi? Sanki beş yaşında kızmış gibi offf. Tamamdır en centilmen sensin. Onu dedikten hemen sonra kendisi küfrediyor bu arada, o da ayrı bir ironi.
Şahin, Lina ve Aral'ın sevgili olarak görünmeleriyle ilgili bir şey dediğinde de "Lina'yı rahatsız edecek imalarda bulunmayın," diyor. Lina da "Sorun yok benim için," diyor. Şahin "Aaa bakın sorun yokmuş," dediğinde de "Lina'nın 'sorun yok' demesine tek seferde inanamazsın Şahin!!!!" diyor Aral. Sana ne? Lina salak mı, bebek mi (az önce kendisine ikisini de demiş olduğumu görmezden geliyoruz)? Ne çok karıştın ya, öğretmen yalakası öğrenciler gibi aynı. Sen kimsin de bu kızın yerine konuşma hakkı görüyorsun kendinde? Ne kadar iyi bir erkek arkadaş olduğunu göstermek için kırk takla attı.
Bunlar bir yerlere gidecekken de Lina'ya hep "Tehlikeli, sen gelemezsin," diyor. Bütünnn bu olayların merkezindeki kişi Lina ama gidemiyormuş çünkü Çakırca Beyefendi öyle istiyor. Endişeleniyor, korumak istiyor anlıyorum ama offffff cidden. İsterse gelir, istemezse gelmez. Buna karar verecek kişi sen değilsin.
Bir sahnede de Lina, Özkan'ın oturmasını istiyor. Özkan "Ayıp olur öyle, sen otur," diyor. Lina ısrar edince de oturmadan önce resmen izin alırcasına Aral'a bakıyor. Aral bu kızın sahibi mi de Özkan kızı kale almayıp Aral'ın onayını istiyor? "Amaan sen de ne abarttın," diyebilirsiniz ama aşırı derecede batıyor bana, yapabileceğim bir şey yok. Ayrıca abarttığımı da düşünmüyorum.
İkide bir dudaklarını ıslatıyor, ondan da gına geldi. Bir de "Bak ya," demesi var. O kelimeden de iğrenti geldi.
Yok, ben Aral gibi bir erkek arkadaş falan istemiyorum. Lina'cığım sen onu al, her şeyiyle kendine sakla.
Defne de merak ettiğim bir karakterdi, sonra öğrendiğimiz şeylerle kalakaldım. Onları yapmış olmasının umarım kurguya bir etkisi olmuştur, bomboş bir şeyse çok saçma olur çünkü. Ne gerek vardı yani?
Kitapla ilgili söyleyebileceğim iyi şeyler... Yazarın dili güzel bence, her ne kadar şu "ilgiyle" kelimesi sebebini bilmediğim halde beni aşırı rahatsız etse de (bir sayfada üç kere kullanmıştı). Ama karakterlerin wp grubunda konuşurken kullandıkları dil o anlatımı aşırı derecede bozmuş. Günümüzde çoğu kişi öyle konuşuyor, evet ama kitaba uymamış bence.
Kurguyla ilgili olan, önemli sahneler çok güzeldi. Pars'la konuşmaları, Hükümdar Çakırca'nın gelişi, son yüz sayfada okuduğumuz geçmişten parçalar... Ama aşırı derecede azlardı. Beş yüz otuz sayfalık kitapta yaşanan önemli olayların sayısı bir elin beş parmağını geçmez, geçerse de zar zor geçer. Bu seri çok rahat üç kitaplık olurmuş gibi geliyor bana.
Elimde okumadığım üçüncü kitap kaldı şimdi. Adıma imzalı oldukları için herhangi bir şekilde elden çıkarmak zor, pek istemem de doğrusu. Kitaplıkta boş boş durmasınlar diye okuyorum ben de. Üçüncü kitaba göre ya seriyi orada bırakacağım ya da devam edeceğim, hadi bakalım.