Puan vermedi·368 syf.····Okunma: 25 Şubat 2026 01:33 Sur'a Kim Üfledi?, Orkun Özeller’in kaleminde yalnızca geçmişin bir muhasebesi değil, bugüne yöneltilmiş sert bir uyarı metni gibi okunuyor. Arka kapakta kurulan temel iddia — “barış” söylemi ile sahadaki güvenlik gerçekliği arasındaki kopuş — bugün Türkiye’de yeniden konuşulan çözüm ve yumuşama tartışmaları açısından hâlâ yakıcı bir referans noktası oluşturuyor.
Kitapta ima edilen ana kaygı şu: Siyasi iyimserlik, sahadaki sert gerçeklerle desteklenmediğinde bedeli ağır olur. Bu perspektiften bakıldığında, Türkiye’de çözüm sürecini ilk yürüten Adalet ve Kalkınma Partisi’nin geçmişte yaptığı en büyük hata, süreci güçlü ve denetlenebilir güvenlik parametreleriyle birlikte yürütmekte yetersiz kalmasıydı. Özeller’in metni tam da bu kırılma noktasına parmak basıyor.
Bugün gelinen noktada ise tablo daha da çelişkili görünüyor. Uzun süre Milliyetçi Hareket Partisi ile birlikte sert güvenlikçi söylemi merkezine alan iktidar bloğunun, zaman zaman yeniden “siyasi çözüm” tonuna yaklaşan mesajlar vermesi, Özeller’in kitabındaki uyarıları güncel kılıyor. Çünkü devlet politikalarında bu tür keskin yön değişimleri, özellikle güvenlik meselesinde, toplumda “stratejik tutarlılık” konusunda ciddi soru işaretleri doğuruyor.
Özeller’in metnini destekleyen bir eleştiri şu noktada yoğunlaşıyor: Eğer geçmişte çözüm sürecinin zafiyetleri yeterince açık biçimde kabul edilmeden ve hangi kurumsal derslerin çıkarıldığı somut şekilde ortaya konmadan yeni bir süreç iması yapılıyorsa, bu durum kamuoyunun önemli bir bölümünde haklı bir güvensizlik üretir. Güvenlik politikası, deneme-yanılma kaldıran bir alan değildir; her zikzak sahada gerçek maliyetler doğurur.
Diğer taraftan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin savunduğu demokratik çözüm söylemi de geniş toplumsal mutabakat üretmekte zorlanmaya devam ediyor. Özeller’in kitabında satır aralarında hissedilen “toplumsal kopuş” vurgusu bugün de geçerliliğini koruyor: Türkiye’de güvenlik kaygısı yüksek seçmen kitlesi ile siyasi çözüm vurgusu yapan kesimler arasında hâlâ derin bir güven açığı bulunuyor.
Kitabın bugüne dönük en sert okuması şu noktada düğümleniyor: Eğer siyasi aktörler geçmiş sürecin neden çöktüğüne dair açık, denetlenebilir ve toplumun tamamını ikna edecek bir muhasebe ortaya koymadan yeni bir yumuşama dili kuruyorsa, bu yaklaşım risk üretmeye devam eder. Özeller’in metni tam olarak bu “unutma ve tekrar etme” döngüsüne karşı bir itiraz metni gibi duruyor.
Sonuç olarak, Özeller’in çizgisiyle paralel bakıldığında Türkiye’nin bugün ihtiyaç duyduğu şey yeni sloganlar değil; tutarlı, şeffaf ve güvenlik ile siyaseti aynı anda ciddiyetle yöneten bir devlet aklıdır. Bu sağlanmadığı sürece, ister sert güvenlik hattı ister yeni çözüm arayışı olsun, her politika toplumun bir kesiminde eksik ve kırılgan görülmeye devam edecektir.