Bu kitabı bitirdiğimde içimde tuhaf bir sessizlik kaldı. Zeytindağı, bir savaş hikâyesi gibi başlamıyor; daha çok büyük bir dağılmanın iç sesi gibi akıyor. Falih Rıfkı Atay, olayları anlatmaktan çok, bir devrin ruh hâlini gösteriyor sanki. Satır aralarında yalnızca cepheleri değil, çöken bir zihniyeti de okuyorsunuz.
Kitap boyunca en çok dikkatimi çeken şey, anlatımdaki o süssüz dürüstlük oldu. Ne abartı var ne de geçmişe romantik bir bakış. Her şey oldukça sade ama bir o kadar da ağır. Yenilgiden çok, kaçınılmaz bir çözülüş hissi hâkim. Okurken bazı cümlelerde durup düşünmeden edemedim; çünkü anlatılanlar yalnızca tarihe değil, insanın kararlarına ve yanılgılarına da dokunuyor.
Falih Rıfkı Atay’ın dili çok akıcı, ama anlattıkları zihinde kolay dağılmıyor. Kitap bittiğinde insan, savaşın gürültüsünden çok geride kalan yorgunluğu hissediyor. Belki de eserin en güçlü tarafı bu: bağırmadan sarsması.
Zeytindağı, benim için tarih okumasından çok bir yüzleşme metni gibi oldu. Geçmişe uzaktan bakmak yerine, içine çekiyor okuru. Sessiz, sert ve düşündürücü bir kitap.