Selamlar.
Bugün size Ahmet Ümit’in Yırtıcı Kuşlar Zamanı romanından bahsedeceğim.
1998 yılında yayımlanan Kar Kokusu romanında Başkomiser Nevzat’ın eşi ve kızı bir bombalı saldırıda hayatını kaybetmişti. Ahmet Ümit, aradan geçen 26 yılın ardından bu cinayetin faillerini ortaya çıkarmaya karar veriyor ve bu romanda o dosyayı kapatıyor. Peki yazar bu kitapta gerçekten güçlü bir polisiye mi ortaya koymuş, yoksa politik bir roman mı yazmış? Gelin bunu değerlendirelim.
Ahmet Ümit, Türkiye’de polisiye roman denince akla gelen ilk isimlerden biri. Başkomiser Nevzat karakteri dizilere ve sinemaya uyarlanmış, geniş bir okur kitlesine ulaşmış bir figür. Eserleri birçok dile çevrilmiş olsa da ben dünya çapında hak ettiği ilgiyi tam anlamıyla görmediğini düşünüyorum. Uluslararası polisiyelerde gördüğümüz derinlik ve karakter inşasını çoğu zaman daha güçlü biçimde ortaya koymasına rağmen küresel ölçekte aynı yankıyı bulamamış bir yazar.
Başkomiser Nevzat karakteri ilk kez 1998’de yayımlanan Kar Kokusu ile edebiyatımıza giriyor. O romanda ailesinin ölümüyle sarsılan Nevzat’ın içindeki büyük soru işareti, 26 yıl sonra Yırtıcı Kuşlar Zamanı ile nihayet cevaplanıyor. Belki yazar artık bu hikâyeyi tamamlamanın zamanının geldiğini düşündü, belki de yeni anlatı alanlarına geçmek istedi.
Ancak şu soruyu sormak gerekiyor: Bu roman gerçekten güçlü bir polisiye mi?
Ben bu soruya net bir “evet” diyemiyorum. Roman, klasik anlamda derin ve şaşırtıcı bir dedektiflik süreci sunmuyor. Olay örgüsü yer yer tesadüflere ve mantık açısından zayıf görülebilecek detaylara dayanıyor. Örneğin büyük bir heyelan sonrası bulunan bir cesedin yanında küçücük bir yüzüğün ortaya çıkması, polisiye açısından biraz zorlama duruyor. Sanki o delilin bulunması gerekiyormuş ve bu yüzden bulunmuş gibi bir izlenim oluşuyor.
Ayrıca kurguda büyük sürprizler yok. Romanın dörtte birine geldiğinizde katillerle ilgili güçlü bir tahminde bulunabiliyorsunuz ve yarıya gelmeden bu tahmininiz neredeyse kesinleşiyor. Bundan sonra kitabı bir “katili bulma” heyecanıyla değil, sürecin nasıl tamamlanacağını görmek için okuyorsunuz. Bu açıdan bakıldığında, Kayıp Tanrılar Ülkesi gibi sürprizli ve katmanlı bir polisiye bekleyen okurlar biraz hayal kırıklığı yaşayabilir.
Roman akıcı mı? Evet.
445 sayfalık kitabı üç günde rahatlıkla bitirebilirsiniz.
Diyaloglar doğal, hayatın içinden.
Ancak karakter derinliği açısından oldukça sınırlı. Yan karakterlerin çoğu silik kalmış.
Bu nedenle kitabı saf bir polisiye olarak değil, politik mesajları öne çıkan bir roman olarak değerlendirmek daha doğru olabilir. Ahmet Ümit bu eserde katilin kim olduğundan çok, yozlaşmış düzeni, devlet içindeki çürümeyi ve polis teşkilatındaki kirlenmeyi anlatmaya odaklanmış. Fakat burada ilginç bir durum var: Yozlaşmayı eleştirirken Başkomiser Nevzat’ın da zaman zaman kanunları eğip bükebildiğini gösteriyor. Böylece aslında bireyin, sistem eleştirisi yaparken kendisinin de sistemin bir parçası olarak kirlenebileceğini ima ediyor.
Benim en büyük eleştirim şu: 26 yıl boyunca devam eden bu büyük travmanın izleri, aradaki romanlarda neredeyse hiç işlenmedi. Keşke önceki kitaplarda küçük ipuçları, kırıntılar, geriye dönüp “meğer burada bunun işareti varmış” diyebileceğimiz detaylar olsaydı. Bu final, daha güçlü ve daha katmanlı bir sonuca dönüşebilirdi.
Bir diğer mesele de mesajın doğrudan verilmesi. Roman, devletteki yozlaşmayı ve mafyatik düzeni açık açık anlatıyor. Ancak bu mesaj okurun keşfine bırakılmak yerine doğrudan sunuluyor. Bu da mesajın etkisini bir miktar azaltıyor. Okur ister istemez “Bunları zaten biliyoruz” demekten kendini alamıyor.
Sonuç olarak:
Akıcı, hızlı okunan, zihni yormayan bir roman arıyorsanız bu kitap tam size göre.
Ancak zekice kurgulanmış, sürprizlerle dolu bir polisiye beklentiniz varsa, bu romanı daha çok politik roman kategorisine koymak gerekir.
Yine de 26 yıllık bir dosyanın kapanması ve Başkomiser Nevzat’ın hayatındaki büyük soru işaretinin giderilmesi açısından önemli bir eser. Seriyi takip edenler için tatmin edici bir kapanış hissi sunuyor.
Okumak güzeldir. İyi okumalar.
Bu kitap ile ilgili yorumuma Youtube sayfamdan ulaşabilirsiniz; youtube.com/watch?v=l2BnQpF...