Merhaba sevgili kitapseverler,
Yine yepyeni bir Dilek Nazlıoğlu eseriyle karşınızdayım: Derinkuyu.
Henüz iki yaşındayken babasını kaybeden Nisan, annesinin bu acıya daha fazla dayanamayıp o on yaşındayken hayata veda etmesiyle yapayalnız kalır. Küçük yaşta anne ve babasını kaybeden Bilge’nin hikâyesiyle yolu kesişen Nisan’ın yaşamı, iki yalnız kadının kalabalıklar içindeki sessiz çığlığına dönüşür. #Derinkuyu, İsmini ise bu iki kadının yanaklarındaki gamzelerden alır.
Ailesini kaybeden Nisan’a, annesinin en yakın arkadaşı Nazik Hanım sahip çıkar. Onu yatılı okulda okutur ve sınıf öğretmeni olmasına destek olur. Koca yalnızlığın içinde Nisan’a hem anne hem baba olan Nazik Hanım, onu kendi evlatlarından ayırmaz; hatta her zaman bir adım önde tutar. Ancak tek bir isteği vardır: Oğlu Kerem’in Nisan’la evlenmesi. Fakat Kerem bu konuda aynı düşüncede değildir. Peki Nisan ve Kerem’in yolları gerçekten evlilikle mi kesişecektir, yoksa bu Nazik Hanım ‘ın hayali olarak mı kalacaktır.
Öte yandan yazar Yiğit’in İstanbul’da yaşadığı kötü bir olay sonrası Antalya’ya, ailesini de alıp taşınmasıyla dedesi ile çiftlikte yaşayan Bilge’nin hayatı da bambaşka bir yöne evrilir. Kesişen hayatlar, geçmişin izleri ve kalbin derinlerinde saklanan duygular artık hiçbir şeyi eskisi gibi bırakmaz.
Benim için Derinkuyu, sadece bir roman değil; kayıpların insan ruhunda açtığı derin boşlukları ve o boşluklardan filizlenen umudu anlatan güçlü bir hikâyeydi. Özellikle karakterlerin iç dünyaları o kadar gerçek ve dokunaklıydı ki okurken zaman zaman durup hissettiklerimi sindirmem gerekti. Aile bağlarını, fedakârlığı ve kalabalıklar içindeki yalnızlığı seven herkese gönül rahatlığıyla tavsiye ederim