Yirminci Yüzyılda Paris, Fransız yazar Jules Verne tarafından, 1863 yılında yazılan ancak yayıncısı tarafından fazla abartılı bulunduğundan yayımlanmamış, 1994 yılında mirasçıları tarafından yayınlanmış bilim-kurgu romanıdır. Jules Verne bu romanında ütopik bir Paris'i anlatmaktadır.
Sanayi devrimi sonrasında hızla gelişen ve makineleşen dünyada insanın kıymeti harbiyesi kalmamıştır. Tüm bu gelişmelerden Paris de nasibini almıştır. Teknolojik açıdan, bütün yenilikler bu kenti etkileyici ve büyüleyici kılmakta adeta yarış halindedirler: köprüler üzerinden giden, tamamen otomatik kent içi demiryolu hatları, sessiz kişisel otomobiller, parlaklıkta güneşle yarışan elektrikli aydınlatma sistemleri, sokakları, caddeleri, kurumları ve hatta kültürü bile bu makinalaşmış düzene ayak uydurmak üzere yeniden oluşturulmuştur. Bu yeni düzen içerisinde müziğin, resmin, heykellin kısacası sanata ve kültüre dair ne varsa hiçbirinin yeri yoktur. Sadece bir avuç insan, toplumun tüm dışlamasına rağmen bunlara değer verip yaşatmak için mücadele etmektedir.
Victor Hugo, Balzac, LAmartine gibi yazarların olduğu kısım en çok dikkatimi çeken kısımlardandı. Çünkü gelecekte kimse kitap aramıyor, okumuyor, sanırım popüler kültürün ne olduğunu bilmeden de, adını anmadan da gerçek olabileceğine değiniyordu yazar. Kitapların okunmadığı, insanların kitap kapaklarını paylaşarak yahut sosyal medyadaki sözleri görerek her şeyi bildiğini zannettiği günümüz çağını görse, ya da okuma oranının yerlerde sürünmeye bile muhtaç olduğu bazı ülkeleri...
Yazarın kitabı yazdığı dönemde ileriye yönelik tahminleri çok çarpıcıdır. Hızlı ulaşım sistemleri, teknolojinin hayatın merkezine yerleşmesi, kapitalist odaklı toplumların oluşması gibi pek çok tahmin kitapta yer alır. Modern dünyaya ayak uyduramayan bireyin yabancılaşması kitapta işlenen diğer konulardan biridir. Kitap, bu yapısıyla insanın sadece neler kazandığını değil neleri kaybettiğini de bir mercek altına alır ve hatırlatır.
Kitapla kalın.