·164 syf.····Okunma: 25 Şubat 2026 18:47 #KitapYorum
#GöbeklitepeVeNeolitikGizemleri
#DamlaSelinTomru
#KanonYayınları
#Kitabaaşıkokumayasevdalı
164Sayfa
Merhaba arkadaşlar,
Bugün sizlere Kanon Yayınları'ndan çıkan, Damla Selin Tomru'ya ait "GÖBEKLİTEPE VE NEOLİTİK GİZEMLERİ" isimli kitabı tanıtmaya çalışacağım.
Elimdeki son kitabı okuduktan sonra yeni bir yolculuğa çıkmak, farklı keşifler yaşamak, değişik karekterlerle buluşmak amacıyla eskisini yerine yerleştirirken, bu kitapla göz göze geldik. Hiç aklımda yoktu, planlamadım da. Birkaç ayı vardır orada duruşunun. Sonra parmaklarımın arasına almamı bekleyen bebeğin ışıltılı bakışları misali, içime bir sevgi yerleştirdi. Zaten o an yeni yolculuğum başlamıştı. Seçimim gerçekleşmişti. Büyük ihtimale o beni seçti. Belkide bir çekim, bir büyü, efsunlu bir isteğe aşk karşılığı sayfalarla bütünleşmekti isteğimiz kim bilir!.. Kapak resmi sanırım mıknatısın toplu iğneleri hızlı bir şekilde onlarcasını çektiği gibi gönlümü çeldi. Yapıştım gözle, dokuyla. Acaba ne anlatıyor bu akbabalar, tepesindeki Christian Dior marka çanta görünümlü şekiller, akrepler, çeşitli hayvan figürleri... Sonra kitabın ortalarında resimlerden biriydi demek dedim. Anlatım arası verileri güçlendiren fotoğraflar okur için bulunmaz nimet. Şimdi kapak açılımı diyelim:
Akbaba bir leş yiyici olarak ölüm sonrası ruhun yolculuğu ile ilişkilendiriliyor. Yaşam döngüsü. Neolitik kültürlerde ruhu göğe taşıyan bir rehber veya ölüm-yeniden doğum döngüsünün sembolü olarak görülür. En üstte görülen el çantasına benzeyen figürler, genellikle "bilgi taşıyıcıları" veya göksel hediyeler olarak yorumlanır. Tabi ilerleyen sayfalarda tilki, leopar, boğa, başı akbaba altı insan figürlü sütunlardan da söz ediliyor.
Birazda konu penceresi diyelim: Damla Selin Tomru’nun "Göbeklitepe ve Neolitik Gizemleri" adlı eseri, arkeolojik verileri spiritüel bir bakış açısıyla harmanlayan, okuru tarihin sıfır noktasına dair derin bir sorgulamaya davet eden bir çalışma. Yaklaşık 12.000 yıl öncesini ve insanlık tarihini yeniden düşündüren Göbeklitepe merkezli bir araştırma-inceleme kitabı. Eser, Şanlıurfa yakınlarındaki Göbeklitepe’nin sadece taşlardan ibaret bir yapı olmadığını, insanlık tarihinin akışını değiştiren bir zihin devrimi olduğunu savunur. Yazar, okura şu temel soruyu sordurur: "İnsan, neye inanarak medeniyet kurmaya başladı?" Medeniyetin başlangıcını fiziksel ihtiyaçlardan (karın doyurma, barınma) ziyade, anlam arayışına ve kutsal olanla kurulan bağa dayandırır. Kiitap tam anlamıyla teknik bir arkeoloji incelemesi değil; aynı zamanda bir düşünsel yolculuk metni. Ayrıca neolitik dönemin inanç sistemlerini, insanlığın yerleşik hayata geçiş sürecini, medeniyetin başlangıcına dair klasik kabulleri
akademik bilgiler ve uzman görüşleriyle birlikte ele alır. Medeniyet tarımla mı başladı, yoksa inançla mı?
İnsanlar neden anıtsal tapınaklar inşa etti?Göbeklitepe bir tapınak mı, gözlemevi mi, yoksa sembolik bir merkez mi?
Özetle; Bu kitap, Göbeklitepe’yi bir "taş yığını" olarak değil, insan ruhunun ilk büyük haykırışı ve modern insanın genetik/kültürel hafızasının anahtarı olarak sunmaktadır. Mezopotamyanın bereketli toprakları, medeniyetin beşiği ve Göbeklitepe işçilikleri, detayları, hayvan figürlerinin netliği... Atanın da atası olan o insanlar bizim bildiğimiz teknolojinin ve teknik imkânların olmadığı o dönemde var etmişler burayı. Tüm yaşananların, deneyimlerin azim ve inançla gerçekleştirilenlerin hepsinin DNAsal kayıt yolunda kadim bilgiler olduğunu hatırlıyorsunuz. Tek bir bakış açısı vurgulamak yerine olası değişik bakış açıları, uzman röportajları, kitap ve makalelerden derlenen bilgiler ışığında belkide kendi Göbeklitepe hikâyenizi yazacaksınız. Benimki bayağı masalsı oldu diyebilirim.
Göbeklitepe hep Şamanizm ile ilişkilendirilir, dolayısıyla Şamanizmde güneş ve ay sembollerine bakmak ipucu sunabilir. Güneş pek çok Şaman davulunda resmediliyor, ısı ve ışık dolayısıyla hayatın kaynağı olarak görülüyor. Ayrıca Şaman davulu dünyayı, tokmağı ise ayı sembolize eder. Yani ay ve dünya bir bütündür Şamanizmde. Güneş ve ateş dişil ay ise eril kabul edilir. Dişil güneş, eril ayı, ay da karanlık gecelerde dünyayı aydınlatır. (s. 135)
DNA'mızdaki karbon, dişlerimizdeki kalsiyum, kanımızdaki demir, içtiğimiz sudaki oksijen kendi içine çökmüş bir yıldızdan yapılmıştır. Bu da bizi birer yıldız tozu yapar. (s. 65)
Göbeklitepe'de yer alan 12'li yapıların ortasında İki tane T şekilli yapı vardı. Bu yapılar diğerlerinin aksine kolları ve başları olan yapılardı. Dahası üzerlerinde ihtişamlı kıyafet ve objeler de vardı. Bu T yapılı şekiller için kimileri orayı ziyaret edenlerin hiyerarşik anlamda üst sınıf mensuplarının sembolize ettiğini, kimileri ise Tanrı kavramına gönderme yaptığına inanıyor. (s. 34)