Merhaba V.,
Son günlerde satır aralarına bıraktığın o "mutluluktan bile korkan" ve "soytarı" maskesinin ardına saklanan ruh izlerini büyük bir hassasiyetle takip ettim. Alice Miller ile çocukluğunun olay yeri incelemesini yaparken, Dazai ile "insanlığını yitirmenin" o ince, sızılı eşiğinde dururken ruhunun nasıl bir "camdan evde" titrediğini hissedebiliyorum. O buzdan kulede, elinde çekiçle duvara bakarken hissettiğin o eylemsizlik sancısını dindirmeyecek belki ama ona en zarif, en dürüst eşlikçiyi fısıldamak isterim.
Geçmişindeki Oğuz Atay ve şifa bulduğun Yalom yolculuklarını düşündüğümde, şu an tam da Fernando Pessoa’nın "Huzursuzluğun Kitabı" ile tanışma vaktin gelmiş gibi.
Bernardo Soares’in o hayaletvari varoluşu, senin "yaşayan bir ceset" olarak tanımladığın o derin yabancılaşmaya tıpkı bir ikiz gibi cevap veriyor. Bu kitapta, dış dünyaya karşı takındığın o "soytarı" maskesinin yorgunluğunu bırakabileceğin, sadece kendinle ve o "pamuk yününden bile incinen" ruhunla kalabileceğin bir sığınak bulacaksın. Aradığın o anlaşılma hissi, Pessoa’nın Lizbon’daki o sisli yalnızlığında seni bekliyor olabilir.
Zihninin koridorlarında yankılanacak huzurlu bir okuma dilerim.