Hayatta her şey yolunda giderken aslında içten içe bir durağanlık da başlıyor olabilir mi?
François Jullien bu kitapta bunu sorguluyor.
• Sanatın kökenini büyük bir yaratım anında değil, örtüşümsüzlük dediği küçük bir uyumsuzlukta arıyor. Ona göre yenilik, her şeyin mükemmel uyumundan değil o uyumun hafifçe bozulduğu yerden doğuyor. Var olanla tam çakışmayan o küçük mesafe, hem sanatta hem hayatta yeni bir alan açıyor.
• Örtüşümsüzlük kavramı ilk kez 2016–2017’de Büyük Taipei’de düzenlenen Uluslararası Çağdaş Sanat Bienali’nde bu isimle tanıtılmış. Bir sergiye ad olacak kadar güçlü bir kavram çünkü Jullien’e göre sanat tam da burada başlıyor. Doğa ile resim, gerçek ile hayal, beklenti ile yaşanan hayat tam örtüşmediğinde yeni bir alan açılıyor.
• Kitap ilerledikçe bu kavram tek sanatı değil, varoluşu da açıklamaya başlıyor. Bilincin bile ancak bir uyumsuzluk sayesinde ortaya çıktığını söylüyor. İnsan kendisiyle fazlasıyla örtüştüğünde donuyor tahmin edilebilir, sabit ve kapalı bir kişiliğe dönüşüyor. Oysa etik kendi içine kapanmış benlikten sıyrılabilmekte.
• Belki de huzursuzluk sandığımız şey, içimizdeki durağanlığı bozan bir hareket. Belki de gelecek, tam da o küçük mesafede saklıdır.
• Okuması zor ama düşündürücü kısmları olan bir kitaptı. Satırların altını çizerek okudukça hem sanata hem kendime başka bir yerden bakmaya başladım.