Zarafet mi, İtaat mi?
3/10
·256 syf.··
2026 4. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 20 Şubat 2026 16:17
Yaşar Değirmenci’nin "Modern Toplumda Görgü Kuralları" kitabını elime aldığımda, ismindeki o modern vurgusu ister istemez beklentimi epey yükseltmişti. 2019’da ilk baskısını yapan, 2021’de ise üçüncü baskısına ulaşan bu eseri karıştırırken, günümüz dünyasının nezaket kodlarına dair taze bir bakış açısı bulacağımı ummuştum. Ancak sayfaları çevirdikçe karşılaştığım manzara, modernlikten ziyade hayli dağınık, bolca tekrara düşen ve ne yazık ki ataerkil değerlerin gölgesinde kalmış bir anlatım oldu. Yazarın modern toplum tanımı ile bugünün gerçekleri arasında ciddi bir uçurum var; özellikle kadın ve erkeğin eşitliği gibi temel bir konuda yazarın bu eşitliğin pek de farkında olmadığını hissetmek üzücü. Kitapta beni en çok düşündüren noktalardan biri, Cumhuriyet devrimlerine olan tek taraflı ve sert bakış açısı oldu. Takvimden saate, dilden kıyafete kadar yapılan tüm bu köklü değişimleri "bir kültürün devrim adı altında imhası" olarak nitelemek, tarihsel süreci sadece tek bir pencereden okumak gibi geliyor. Sanki Osmanlı hiç Batı’ya dönmemiş, hep içine kapalı ve saf bir kültür korumasındaymış gibi bir algı yaratılması gerçekten düşündürücü. Üstelik yazarın bize o çok bildik "senden daha kötü durumda olanlara bak da haline şükret" tavsiyesini hatırlatması, samimiyetle sorguladığım bir teselli yöntemi. Evet, hepimiz bu mantıkla büyütüldük ama "beterin beteri var" diyerek kendi dertlerimizi veya eksikliklerimizi halı altına süpürmek ne kadar sağlıklı bir ruh hali, tartışılır. Zarafet ve nezaket temalı bir kitapta, çocuklardan bahsedilirken kullanılan dilin sertliği ise beni gerçekten şaşırttı. Toplu taşımada yer verme adabından söz ederken "parmak kadar çocuğunuzun yanınızda oturması çok çirkindir" ifadesindeki o parmak kadar küçümsemesi, yazarın dilindeki nezaketle ne kadar örtüşüyor? Çocukları duyguları olmayan, yorulmayan birer robot gibi görmek, onların da o sarsıntılı araçlarda dinlenmeye hakkı olduğunu yok saymak ne nezakete ne de vicdana sığıyor. Birine edep öğretmeye çalışırken başka bir canı, üstelik bir çocuğu hor görmek, hangi görgü kitabının hangi sayfasında yazar, doğrusu çok merak ediyorum. Hijyen ve teknoloji konusundaki tavsiyeler ise kitabın modern sıfatının altını doldurmakta epey zorlanıyor. Mesela yazar hâlâ hapşırırken veya öksürürken elimizi ağzımıza kapamamızı öneriyor. Oysa artık hepimiz biliyoruz ki avuç içine hapşırmak mikropları her yere, her tokalaştığımız ele taşımak demek. Modern tıp ve hijyen anlayışı bizi dirsek içine yönlendirirken, yazarın eski usulde direnmesi kitabın güncelliğini sorgulatıyor. Benzer bir tutarsızlığı dil meselesinde de görüyoruz; bir sayfada "pardon" veya "mersi" gibi kelimelerin Türk ağzına yakışmadığını savunurken, birkaç sayfa sonra sokakta birine çarpınca "pardon" denmesini önermesi yazarın kendi fikirleri içindeki samimiyetini ve tutarlılığını zedeliyor. Okur olarak yazarla kurduğum o güven bağı, bir dediği diğerini tutmayınca maalesef kopuveriyor. Telefon adabı konusundaki yaklaşımlar ise günümüzün güvenlik gerçeklerinden tamamen kopuk görünüyor. Yazar ısrarla telefonu açar açmaz isim-soyisim söyleyerek kendini tanıtmanın dünya standardı olduğunu savunuyor. Ancak tanımadığımız numaraların kol gezdiği bu devirde, telefonu açar açmaz kendimizi ifşa etmek nezaketten ziyade bir güvenlik zafiyeti değil mi? Doğru olan, iletişimi başlatanın kendini tanıtmasıdır. Aranan kişi alo der ve bekler; nezaket, muhatabını kendini tanıtmaya zorlamak değil, önce kendi kimliğini açıkça beyan etmektir. Yazarın bu kuralı kurumsal ve kişisel ayrımı yapmadan sunması, okuru yanlış yönlendirmekten başka bir işe yaramıyor. Kitabın en sorunlu bulduğum kısımları ise "evin hanımı" ve "evin beyi" için çizilen roller oldu. Modern bir görgü kılavuzundan ziyade, toplumsal cinsiyet rollerini kemikleştiren bir itaat rehberiyle karşı karşıyayız sanki. Kadına biçilen; güler yüzlü, kocasını kapıda karşılayan ve kocasının işlerini fazla sorgulamayan o itaatkar figür rolü, günümüz evlilik anlayışındaki eşitlik ilkesiyle tamamen ters düşüyor. Erkeğe ise sadece eşinin yemeğini başkasıyla kıyaslama gibi sığ sorumluluklar yüklenip "evin reisi" sıfatı bahşedilmiş. Oysa gerçek görgü, taraflardan birinin diğerine itaat etmesi değil, iki insanın birbirinin varlığına ve emeğine duyduğu ortak saygıdır. Son olarak, yazarın "özür dileme özürlüsü" gibi bir ifade kullanması, savunduğu zarafet disiplinine vurulan son darbe gibi olmuş. Özürlü kelimesinin engelli bireylerle özdeşleşmiş hassas bir terim olduğunu düşünürsek, bir eksikliği tarif etmek için bu kelimeyi metafor olarak kullanmak ne yazık ki dildeki kabalığı gözler önüne seriyor. Gerçek zarafet, başkasının incinebileceği noktaları önceden sezip dili ona göre inceltmeyi gerektirmez mi? Nezaketten bahseden bir kalemin, "özür dileme becerisinden yoksun" demek yerine bu kırıcı ifadeyi seçmesi, kitabın vadettiği o naif duruşu maalesef bütünüyle gölgeliyor. Sonuç olarak, Yaşar Değirmenci’nin bu eseri "modern" sıfatını isminde taşısa da içeriğiyle maalesef geçmişin tozlu raflarında kalmış, günümüzün eşitlikçi ve dinamik yapısını yakalayamamış bir çalışma. Görgü ve nezaket, sadece şekilsel kurallar silsilesi değil; değişen zamana, insan haklarına ve en önemlisi muhatabımıza duyduğumuz saygıya dayanmalıdır. Kendi içinde çelişen, çocukları hor gören, toplumsal cinsiyet rollerini pekiştiren bir rehber, nezaketten ziyade bir itaat kılavuzu olmaktan öteye gidemiyor.
1000Kitap
Âdâb-ı Muâşeret ve Modern Toplumda Görgü KurallarıYaşar Değirmenci · Siyer Yayınları · 2024322 okunma
·
42 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.