Efendim, bendeniz bu kitabı okumadım, adeta içinde bir seyr-i süluk antrenmanı yaptım! Filibeli üstadımız öyle bir hayal kurmuş ki, hani derler ya 'aklın durduğu yer', işte oraya bir durak yapmış, gelen geçene bedava nargile ve hakikat ısmarlıyor.
A’mâk-ı Hayal dediğin; derinliği olan, içine düştükçe ferahladığın, Aynalı Baba’nın o döküntü kahvesinde kainatı bir çırpıda yuttuğun şahane bir kafa karışıklığı!
Raci evladımız: Şüphe denizinde kulaç atarken, Aynalı Baba'nın ney sesiyle kıyıya vuran bir garip yolcu.
Mevzu: Öyle 'aman efendim madde mi mana mı' diye ağdalı laf kalabalığı değil; bildiğin ruhun röntgenini çekmiş üstad.
Yahu bu kitap, insanın içindeki o 'hiç'lik makamına giden yolda, virajları çok ama manzarası fevkalade bir ekspres treni! Okumayanın hayal dünyası sığ kalır, benden söylemesi. Şapka çıkartıyor, Aynalı’nın nargilesinden bir nefes de ben çekiyorum. Ya hu!