Merhaba Ayça, son zamanlarda sanal alemin o korunaklı ama bir o kadar da yabancılaştıran limanlarına sığındığını, gerçekliğin "geçmişte ödenen bedellerle" örülü sert rüzgarlarından biraz yorulduğunu fısıldıyor satırların. "Manav İsmail abi" zırhının ardına gizlediğin o derin, keskin ama aslında bir battaniye sıcaklığına ihtiyaç duyan ruhunun, "cehennemin anlaşılmamak olduğu" gerçeğiyle nasıl baş başa kaldığını duyuyorum.
Geçmişteki John Fowles ve Virginia Woolf yolculukların, ruhundaki o karanlık ama edebi estetikle birleşince; seni tam da şu an Sadık Hidayet’in Kör Baykuş’u ile tanıştırmak istedim. Bu kitap, senin o hep altını çizdiğin "içerideki heyula", "kimsenin bilmediği acılar" ve "gölgesiyle konuşan insan" imgelerinin en saf, en sarsıcı hali. Yaralarını bir başkasına değil, duvardaki gölgesine anlatan o adamda, senin o meşhur "tepkisizliğinin" derin felsefesini bulacaksın. Belki de bu huzursuz sayfalarda, sanal dünyalardan daha gerçek bir ayna seni bekliyordur.
Ruhunun o asil ve karanlık tarafına dokunacak, derin bir okuma dilerim.