Çoktan kaybetmiş, hayatı boyunca itilip ötekileştirilmiş, ve hiç gün yüzü görmeyen bir adamın hikayesini çevresindeki insanlardan dinliyoruz kitapta.
Kitabımızın baş kahramanı sabri bir gün çalıştığı yerin şefini fare olarak görüyor ve bu delüzyon adamı öldürmesi ile sonuçlanıyor ( bu fare olayının üstünden bir çok kez geçiyor yazar). Bunun üzerine de yazar bizi karakterin tanıdıkları ile tanıştırıp bir yazılı belgesel tadında Sabri'nin hikayesini anlatıyor bize. İşte can alıcı kısım da burada başlıyor zaten, Sabri'nin hikayesi o kadar dokunaklı ve hayatın içinden anlatılmış, karakterler o kadar doğal ve iyi yansıtılmış ki sanki etten kemikten insanlar bizzat röportaj vermiş gibi hissettiriyor. Karakterlerin bazıları inanılmaz sinir bozucuyken bazıları da Sabri gibi içimizi cız ettiriyor. Bir adamın omzuna nasıl bütün dünyayı bindirdiklerini, ve o adamın bunlara nasıl dayandığını, travmatik olaylarını, acılarını ve küçük çocukça sevinçlerini okuyoruz. Tabii kitap kesinlikle bunlardan ibaret değil. Okurken hayatınızdaki pek çok olguyu sorgulatıyor ve herkesin içinden bir parça bulunduran Sabri karakterini de derinden anlıyoruz. Sanırım yazarın vermek istediği de bu olacak ki kitabı okurken çoğu yerde sanki Sabri değil de ben onca olayı yaşamışım gibi hissettim. Asıl hissedilmesi gereken gibi, çünkü aslında hepimiz Sabri gibiyiz zaten, İçimizdeki akisler, gömdüğümüz her farklı karanlık bize geri dönülmez hasarlar bırakıyor ve bu döngü kitap içinde harika anlatılmış. Kesinlikle okunması gereken bir kitap.
Unutmadan bu güzel kitabın ilk baskısını büyük bir zorlukla bulup bana hediye eden dostum Utkuya da selamlarımı ve sevgilerimi gönderiyorum.