Selam! Size harika bir kitapla geldim. @authsevvy ’nin kaleme aldığı #ŞafakVurgunu öyle akıcı, karakterleri öyle sağlam ve olayların gizemi öyle etkileyiciydi ki tek kelimeyle efsaneydi. Okurken inanılmaz keyif aldım ve ikinci kitap için sabırsızlanıyorum. Şimdi hemen konuya geçiyorum.
Işıl Atabey, Atabey ailesinin hatta tüm sülalenin tek kızı olduğu için adeta bir prenses gibi büyütülmüş. Her istediği olmuş. Bunda ailesinin baskıcı yapısını çok iyi bilmesinin, içeride ne kadar çekişme yaşasalar da dışarıya karşı kenetlenmelerinin ve onların kurallarına uymasının büyük payı var. Tüm hayatı korumalarla geçmiş, gerçek anlamda bir arkadaş bile edinememiş. Üniversite bittikten sonra ailesinden özgürlüğünü ister ve başka bir isimle Fransa’ya taşınır. İki yıl boyunca kendi hayatını kurar, hazırladığı resim ve heykellerden oluşan ilk sergisini açmaya hazırlanır. Ancak ne olduysa sergi açılışında olur. Tanımadığı adamlar tüm emeklerini çaldığı gibi onu kolundan vurur. Bunu öğrenen ailesi Işıl’ı Fransa’da tutmaz ve onu acilen ülkeye geri getirir.
Ecevit Demirhan ise karanlıkla iç içe yaşamış, dağları mesken edinmiş, “Yıkım” lakabını sonuna kadar hak eden bir adamdır. Çok önemli bir görevin ortasındayken geri çağrılır. Yeni görevi, Genelkurmay Başkanı Atilla Atabey’in kızını korumaktır. Ancak bu sıradan bir koruma görevi değildir. Işıl ile evlenmesi istenir. Onun yanından ayrılmayacak, her şeyinden sorumlu olacak ve bir yıl boyunca evli kalacaktır. Üstelik Atabeylerin hayatını kaybeden oğulları Oğuz’un dosyasını da inceleyecektir. Ecevit için evlilik, sevgi ve huzurlu bir hayat yabancı kavramlardır. O, karanlığında yıkmayı ve yakmayı öğrenmiştir. Kader, zorunlu seçimler ve birbirine tamamen zıt iki karakterin yollarının kesişmesi hiç de kolay olmaz.
Işıl; güneş ışığı gibi sakin, doğaya ve bitkilere düşkün, huzuru seven bir karakterdir. Ecevit ise disiplinli, sert ve karanlık bir geçmişin izlerini taşır. Emir demiri keser ve istemese de bu evliliğe razı olur. Önce İstanbul’da aile içi bir düğün, ardından Antep’te dillere destan bir törenle hayatlarını birleştirirler. Altınlar, halaylar, görkem…Ecevit'in annesi gün görmüş, zorluklar yaşamış,hayırsız kocasına rağmen (Ecevit'in yaşadıklarını öğrenince sen nasıl ayakta kaldın aslanım diyesim geldi),yatırım konusunda zekasini çok iyi kullanıp sıfırdan koskoca Demirhan konagina hanım ağa olması alkışı hak ediyor. Alkan ve Bige efsane iki karakter. Alkan belki de abisini en iyi tanıyan kişidir. Yaralarını Işıl'a anlatacak kadar da cesur yürekli.(Seni ayrı sevdim). Kutay Kor onu hiç sormayın ben de çok merak ettim. Bige konusu ise tamda sırlar ile dolu bir küp..Neyse...
Ancak tüm bu ihtişam yaklaşan fırtınanın habercisidir.
Aralarında bir anlaşma vardır: Aşk yok, kıskançlık yok… ama sahiplenmek var. Aynı evde yaşadıkça zorunlu yakınlık yerini içsel çatışmalara bırakır. Işıl özgürlüğünü kaybettiğini hissederken, Ecevit de emir ile vicdan arasında sıkışır.
Ecevit’in geçmişi zorluklarla örülüdür. Ailesini ayakta tutabilmek için aç kalmış, düzen kurmak için yıkmayı öğrenmiştir. Hayatının en karanlık anında Alpaslan Aksakallı’nın elinden tutmasıyla sistemin bir parçasına dönüşmüş, emirlere sorgusuz uyan biri haline gelmiştir. Ancak bu görev sıradan değildir. Kimsenin bilmediği bir sır, Atabey ailesi ve Aksakallı arasında gizli kalmıştır. Ecevit Atabeylerin evine girip çıktıkça bu ailenin sakladığı gerçekleri hissetmeye başlar.
Aslında hiçbir olay rastgele değildir. Tüm ipuçları Işıl ve Ecevit’i yeniden Fransa’ya götürür. Orada ortaya çıkan sırlar, yaşanan çatışmalar ve ödenen bedeller hikâyeyi bambaşka bir noktaya taşır. Umut vardır, ama bedelli bir umuttur.
Bu birliktelik bir seçim değil, hayatta kalma biçimidir. Bu yüzden ilişkileri bir aşk hikâyesinden çok ortak bir yazgı gibi hissettirir. Zorunlu bağların adım adım gerçek bağlara dönüşmesini görmek için kitabı mutlaka okumalısınız. Şiddetle tavsiye ederim.