9/10
·124 syf.··
2026 94. kitabı
Perde açılır; sahnede kurumuş bir ağaç, iki adam ve uçsuz bucaksız bir belirsizlik vardır. Vladimir ve Estragon, kim olduğunu bilmedikleri, ne zaman geleceğinden emin olmadıkları bir "Godot"yu beklerler. Aslında bekledikleri Godot değil, kendi hayatlarına anlam katacak bir dış müdahaledir. Beckett, bizlere modern insanın trajedisini fısıldar: Anlamı dışarıda aradıkça, içerideki uçurum derinleşir. ​Sözcükler birer kurşun gibi değil, birer tüy gibi havada asılı kalır bu oyunda. Karakterler konuşur ama aslında birbirlerine ulaşamazlar. "Gidelim mi?" derler ama bir milim bile kıpırdamazlar. İşte insan iradesinin o felçli hali! Beckett, eylemsizliğin içinde en büyük eylemi, yani "beklemeyi" anlatırken okuyucuyu kendi sabrıyla ve hayatındaki "gelmeyecek olanlarla" yüzleştirir. ​Dilin Parçalanışı ve Sessizliğin Görkemi ​Oyun boyunca akan o kesik kesik diyaloglar, aslında dilin yetersizliğinin bir kanıtıdır. Kelimeler artık hakikati taşımaya yetmez; sadece sessizliği örtmek için kullanılan birer maskedirler. Vladimir ve Estragon’un didişmeleri, şapkalarla yaptıkları o absürt oyunlar, aslında insanın kendi anlamsızlığından kaçmak için uydurduğu günlük rutinlerin birer yansımasıdır. Beckett, trajik olanı komik olanla öyle bir harmanlar ki, okurken dudağınızın kenarında buruk bir gülümseme, kalbinizde ise ağır bir sızı kalır. ​Godot belki bir kurtarıcıdır, belki bir illüzyon, belki de ölümün ta kendisi... Ancak oyunun dehası, Godot’nun kim olduğunda değil, onun yokluğunun yarattığı o muazzam gerilimde gizlidir. İnsan, umudun en imkânsız olduğu noktada bile neden beklemeye devam eder? Beckett bize cevap vermez; sadece bu soruyu sormaya cesaret edecek kadar dürüst bir ayna tutar. ​Zamanın Rengi: Yarın Hep Aynı Gün mü? ​Zaman, bu eserde bir doğru üzerinde ilerlemez; kendi kuyruğunu ısıran bir yılan gibi döner durur. Dün, bugün ve yarın birbirine karışmıştır. Ağacın bir gecede yapraklanması mı mucizedir, yoksa her günün bir öncekinin aynısı olması mı asıl felakettir? Beckett, modern bireyin zaman algısını yerle bir ederken, bizi şu can alıcı gerçekle baş başa bırakır: Yaşam, beklemekle geçen bir "ara zaman"dan ibarettir. ​Godot’yu Beklerken'i okumak ya da izlemek, bir aynaya değil, dipsiz bir kuyuya bakmaktır. O kuyuya baktığınızda gördüğünüz şey karanlık değil, kendi varlığınızın en çıplak halidir. Beckett, kalemiyle kağıdı değil, doğrudan doğruya ruhun o görünmez kırıklarını diker. Ve biz, son sayfayı kapattığımızda bile, o ağacın altında bir yerlerde hala beklemeye devam ettiğimizi fark ederiz.
Godot'yu BeklerkenSamuel Beckett · Kabalcı Yayınevi · 200010,1bin okunma
·
27 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.