MEHMET SEYMEN-ALLAHA ADANMAK "Allah'a Adanmak'. klasik anlamda bir roman/öykü gibi olay örgüsü kurup karakterler üzerinden ilerleyen bir metin değil; dini-ilmî bir inceleme. Mehmet Seymen, Ebû Dâvûd'un Sünen'indeki Cihâd bölümünü merkeze alıp. bu bölümde yer alan toplam hadis savısını ve bâb başlıklarını çerçeveleyerek; günümüzde en çok tartışılan, yanlış anlaşılan ve sık sorulan konulara temas eden 23 hadisi seçip onların mânâ ve yorumları üzerinden bir "doğru anlama" hattı kurmaya çalışıyor. Niyet, kitabın daha ilk sayfalarında net: cihâd kavramının özellikle gavrimüslimlerce "kılıç zoruyla din davatması/ ayrım gözetmeden öldürme" gibi bir imaja indirgenmesini, hem tarihî bağlamı hem de hadislerin sınır çizici diliyle tashih etmek.
Kitabın verdiği ana mesaj, tek bir cümleye indirgenecekse şu cizgide toplanıyor: "Cihâd" rastgele şiddet değil; şartları, maksadı, ahlâkı ve hukukî sınırları olan; bazen savaș alanıyla, çoğu zaman da kişinin dili, malı, iradesi ve sorumluluğuyla ilgili bir kulluk mücadelesidir. Seymen, kavramın mezheplerce yapılan tariflerine ve Kur'an-hadis bütünlüğüne yaslanarak cihâdın fikıh literatüründeki yerini ve "hangi şartlarda/ kimlere" yöneldiğini tartışıyor; böylece okurun zihnindeki genel slogan"' algısını, "sartlara bağlı dinî sorumluluk' okumasına dönüştürmek istiyor.
Bu yaklaşım içinde metin, okura iki şey katıyor: Birincisi cihâdın konuşulduğu her yerde asıl belirleyenin niyet hedef ve yöntem olduğunu; bir hükme varırken parçacı alıntıların değil, hadislerin yer aldığı bütün bağlamın hatta nâsih-mensûh ilişkisi gibi usûl boyutlarının hesaba katılması gerektiğini hatırlatıyor. Seymen'in "tek kaynağa yaslanmama, hadis diye aktarırken hadis âlimlerinin değerlendirmelerini dikkate alma, ahkâm çıkarırken geniş tahriç ve iliski bilgisi olmadan kesin hüküm vermeme" vurgusu, kitabın didaktik omurgası gibi duruyor. ikincisi, "dindarlık" hissini soyut bir duygu alanından çıkarıp, sorumluluk bilinci ve etik sınırlar ile birleştiriyor: savaş bağlamı geçse bile, masum canın değeri antlaşmalı/emanlı kimselere haksızlık etmeme gibi...
Yazarın ve üslubu. akademik-dini
dili yazımın tam ortasında: avet ve hadis referanslarıyla ilerleyen, yer yer şerh geleneğinden yararlanan, "Hadisten çıkarılan hükümler" gibi ifadelerle okuru sonuç cümlelerine taşıyan bir anlatım. Metin, vaaz üslubuna kaçmadan nasihat tonu da barındırıyor; çünkü amaç sadece bilgi vermek değil, aynı zamanda "yanlış anlaşılmayı düzeltmek" ve okuru hüküm verirken daha titiz olmaya alıştırmak. Örneğin hicret bahsinde, tarihi kırılma noktalarını (Mekke'den hicretin kalkması gibi) anıp güncel şartlara nasıl bakılacağını tartışırken, günümüz coğrafyalarına dair genelleyici bir "farz' dilinden özellikle kaçınan bir denge kurmaya çalıştığı görülüyor."Karakter" meselesine gelince: kitapta bir roman kişisi ya da psikolojik karakter inşası yok. Metindeki "Özne" daha çok âlimler, râviler, kaynaklar ve kavramlar. Bir bakıma kitabın basat "kişisi" Ebû Dâvûd'un kendisi ve onun Sünen'de izlediği yöntem: Sevmen, Ebû Dâvûd'un ilmi otoritesini (hadisleri tasnifi, yaklaşımı seçim hassasiyeti) anlatarak, okurun zihninde metne güven zemini kuruyor; böylece cihâd gibi tartışmalı bir başlıkta "slogan"dan cok "klasik kaynak disiplini"' öne çıkıyor.Bütün olarak bakıldığında "Allah'a Adanmak", okura şunu hissettiriyor: Dini kavramlar özellikle de cihâd gibi politik ve duygusal yükü
Yüksek kavramlar, ancak metin disiplini. bağlam bilgisi ve ahlâkî sınırlar ile doğru anlaşılabilir. Seymen'in vardığı son nokta da bu çizgiyle uyumlu: Peygamber'in uygulamasını merkeze aldığında cihâdın hedefinin "daha cok öldürmek va da toprak almak" değil. "Hakk'ın hâkim olması" şeklinde anlamlandırıldığını vurguluyor; yani amaç, yöntem ve sınırların sürekli hatırda tutulduğu bir kulluk perspektifi.